23 Eylül 2013 Pazartesi

                         EVLİLİK ELBİSESİ  '' 2 ''

                         Allah size evlerinizi dinlenme yeri kıldı. Nahl: 80
                         Her kuş kendi yuvasına sığınır, orada çoğalır, orada kanatlanır ve oradan
                         Sebepli yere uçar.
                         Her gün, bugün Allah rızası için ne yapacağız? diyerek güne başlayınız.
                         Evimiz de her gün daha iyi, daha güzel mutluluklar yaşamak için her sabah dünyanın yeniden kurulduğu, taze bir başlangıcın her anını değerli bir armağan gibi görerek güne başlayalım. Evimizden çalışmak için ayrılırken insanlara  mükemmel hizmetler hizmetler vermenin yollarını arayarak yola çıkalım. Bu mükemmelliğe  layık olmayan insanları da olduğu gibi kabul edelim. Bilmeliyiz ki her insanın olumlu yönleri de vardır, olumsuz yönleri de. Etrafımızda gördüğümüz olumsuzlukları düzelteceklerine inandığımız kişilere yapıcı bir biçimde gönülleri incitmeden söylememiz gerekmektedir. Bu toplumsal vicdanın gereğidir. Önce evimiz, komşularımız, çevremiz, iş arkadaşlarımız ve olması gereken her yerde, mutluluğa giden yolu önce biz açacağız. Bunu kırmadan, dökmeden, incitmeden yapmalıyız ve hayatı güzele götürmek için pusulamız doğruyu göstermelidir. İnsani olmayan olaylara karşı korkmadan, kötü düşünmeden, paniğe kapılmadan, sağlıklı düşünerek,  mücadele etmeliyiz. Unutmayalım ki hayat bir mücadeledir. Bu mücadele de her anı değerli kılmak, başkalarının hayatlarında olumlu bir değişim için, şifa dağıtan insan olmak lazımdır. Özlemimiz yaşamanın temel kurallarını kültürümüze göre düzenleyerek, yaşama biçimimizin temel yasalarını anlayarak, dünyada daha üst seviyede yaşamak olmalıdır.  İstemeden de olsa başkalarına zarar vermekten korkmalıyız. Mutlu yaşamak istiyorsak kendimizden çok şey verip, fedakarlığın büyüğünü yapan biz olalım, karşımızdan da  bu fedakarlığın azını bekleyelim. Sevgi vermekten mutlu olarak yaşamayı ilke edinmek, iki yüzlü olmamızı engeller, bu davranışları yaparak yaşarsak, yaşama enerjimizle başkalarını koruma, yardımcı olma ve huzurlu olmamızı sağlarız. Sevdiğin her şey büyüktür. İçi sevgi dolu insanın dünyaya bakışı da güzelliklerle doludur. Sevmek için,seven olmak gerekir. Kalbi değil aklı sevginin merkezi yaparsak her şeyimiz sevgi ile daha da güzelleşir. Bilmeliyiz ki biz insanları güzelleştiren inançlarımız, kalbimiz değildir, aklımız ve onun idaresinde ki davranışlarımızdır. Yaptığımız her şeyi farkında olarak yapalım ki hesabını da iyi -kötü verebilelim. Hayatı ne kendimize, ne de çevremize zehir etmeden gül yüzümüz de daima tebessümün olmasını sağlayalım. Bu düşüncelerimizi işimiz ne ise ona da yansıtmalıyız. Güç ve bilginden herkesin yararlanmasını sağlamalısın. Bilgi ve kabiliyetlernle iş yapmanın yanında daima gelişme içinde olmalısın. Her zaman net, planlı, sorumluluğunun bilincinde, ve zamanı iyi yönetirsen mutluluğu hem yakalar hem de ürettiklerinden fayda gören insanlar mutlu olurlar.
                         Günümüzde çileleri de mutlulukları da çoğaltan sebepler artmakta. Allah'a iyi bir kul olmayıp hem bu dünyaya hem de ahirete çalışmazsak kendi kendimize kötülük yaparız. Bunun içinde ruh ve madde arasındaki oranı iyi sağlamalıyız. Sağlayamazsak, kötü işlerin olacağını bilmeliyiz. İnsanın kendi kendisine yapacağı en büyük kötülük, aklı ile gönlü arasına fesat sokmaktır. Oysa, akıl ve gönül, birbirine zıt değil, birbirini tamamlayan iki önemli kuvvettir. İki ilahi cevherdir. Biri alt çene birisi de üst çenedir. İnsan özünden uzaklaşırsa, kendini tanımaz, aslını bilmez, şahsiyetini, kendini inkar eder. bu da insanda bunalıma sebep olur. Oysa kimliğimizin ne olduğunu düşünüp, kendi özümüze, aslımıza uygun işler yaparsak mutlu oluruz. Kendi kendimize yabancılaşmadan, sosyolojik ve kültürel açıdan da tıpkı özüne uzak kalman milli kimliğini zamanla kaybolmasına ve başka kültürlerin etkisinde kalmasına sebep olur. Bu acı son seni taklitçi, tüketici yapar. Örfünü, adetlerini, ananelerini unutturur  kısacası kültürünü bozar seni  senden uzaklaştırır. Maddenin esiri yapar. Üretmeden,  tüketen olursun. Olmamak için de,  iş ahlakını geliştirerek namerde muhtaç olmamak için medeniyette kalkınmak görev ve bilincinde olmalıyız. Duyarlı olup, duyarlı düşünerek ilmin insanlara aktarılması, onların bilgili kılınması, san'atın yaygınlaşması, sosyal ahlakın yüceltilmesi; fakir, yoksul, dul, yetim, garip insanlara ırk, dil,din cins ayrımı yapmadan yardım etmek akıl ile gönlün müşterek davranışı, yani huyumuz olmalıdır. Kültürümüzde insanlara hizmet,  için önce aklı, ilmi ve bilgiyi geliştirmek lazım. Zeka ve yaratıcılığımızla çaresizliklere çare olalım. İşte o zaman hayat yaşamaya değer olur. Allah'la barış ve biliş içinde yaşadığın zaman, bu dünyan da, öbür dünyan da güzelliklerle dolacak cenneti yaşarsın. Yaşadığın her günde insana yakışmayan bir hareketin, düşüncen, işlenen bir günahın, bir kimseyi kırmak, incitmek, başkasının hakkını yemek,ya da bencil bir davranışın olmasın.  Bu davranışlar seni insanlıktan çıkartır. Başkalarının mutluluklarını engelleme. Allah bu kulları sevmez, bu davranışlar yeni nesilleri yetiştirecek ana-babaların davranışı olmamalı. Allah'a yakın olmak istiyorsan Allah'ın istediği gibi ol. Yüreğin sevgi ile dolu olsun. Mutluluğu üreten, vücudun sağlığına bağlıdır.  Dilimiz, huyumuz, hareketlerimiz hep güzel olsun ki her yer güzelliklerle dolu ola.
                       Mutluluğu hiç bir şarta bağlamadan yaşamak lazımdır. Mutluluk şarta bağlı olmaz. Zihnini ve zihniyetini kirletmeden yaşa ki. Yurdun mesut, yuvan bahtiyar olsun. Başkalarına muhtaç olmak zorunluluk değilse kötüdür diyerek çalış,.İraden beyin gücünü iyi yönlendirerek her anı birbirinden güzel hale getirsin, çünkü; fikrin iyisi seni Hakka götürür. Başarısızlıktan kaçınalım, başarılı olmak için adil olarak çalışmak gerekir. Güçlü yönlerimizi geliştirerek öne çıkarıp,zayıf yönlerimizin etkisini aza indirelim. Sorumluluk taşımak meziyetimiz olmalı ve neyi ne zaman nasıl yapacağımızı bilmeliyiz. Zamanın kıymetini bilerek dünyada aklın ürettiği tüketim araç ve gereçleri ile birlikte zaruri olarak vazgeçemeyeceğimiz  buluşlar da ki değişimin beklediğimizden hızlı olduğunu düşünüp yapmak istediklerimizi bir an önce yapmalıyız. Yoksa sona kalan dona kalır durumuna düşeriz. Mecbur kalmadan değişmeliyiz. Planlamacı üretir, takip edemeyenlerle, değişime karşı olan da ot gibi yaşar. Eğer yaşamak istediğimiz dünyayı kendimiz planlamazsak, başkalarının planladığı şekilde yaşarız.Başarı bağışlanmaz, kazanılır.Kendinize inanın. Yaşadığınız anı bir önceki günden daha güzel yaşamalısın. Bunu yakalamaya çalış. Gerilimden, stresten uzak kalmayı becer. Sev. Daha çok sev. Adaletsizlikten nefret et. İyi olmak kolaydır, adil olmak zordur, mükemmel olma daha da zordur. Herkese adil davran, kimseye ayrıcalık tanıma ki insanlardan saygı göresin, sevgiye layık olasın. Kuş bile yuvasından sebepsiz uçmaz. Önce neyi amaçladığımızı bileceğiz. Neyi amaçladığımızı bilmediğimiz sürece, harekete geçmemiz zor olur. İstediğimiz amaca ulaşabilmek için önce sağlıklı olmak gerekir. O olmadan hiçbir şey olmaz. Hz.Ali'nin dediği gibi ''İnsan, her şeyden önce sağlığına dikkat etmeli, çünkü, her maksadın gerçekleşmesi, vücut sağlığına bağlıdır.'' Aile içi ilişkiler de çok önemlidir. Eşinle, ailenle ve arkadaşlarınla doyurucu ilişkiler yaşamak sana mutluluk verir. Kişisel gelişim de çok önemlidir. Ruhsal gelişimine önem vererek hayatını öğrenmeye ada, kendini geliştir, bu yolculukta insanları sev, onlara yarayacak şeyler üret, ilgi ve özen göster. Günümüz mutluluklar peşinde koşarak: başkalarını korumak, onlara yardımcı olmak ve huzurlu ortamlar yaratmakla geçmeli.

                                                                                  BİLAL GÜRER

                                                                        AYVALIK 24/EYLÜL/ 2013

20 Eylül 2013 Cuma

                           


  
EVLİLİK ELBİSESİ -1-         
        
Analar-babalar bilmelisiniz ki en kıymetli varlıklarınız olan evlatlarınızı evlendirirken kız tarafı olarak,erkek tarafına demelisiniz  ki “Kızımız oğlunuz için elbise,Oğlan tarafı olarak kız tarafına demelisiniz ki Oğlumuz kızınız için elbise.'' Geleneklerimize göre, evlenme çağına gelmiş olanların evlenmesi gerekir. İnsanlar evlendikten sonra gerçek değerini kazanır. Bekarlar birer yarım insandır. Tıpkı yarım kollu makas gibi. Evlenmede zorlama olmamalıdır; çünkü, atalarımız demiş ki; gönülsüz pişen aş ya karın ağrıtır ya da baş. Evlenenler, bir can ortaklığı kuracaklarını, iki bedende bir ruh olacaklarını bilmeliler. Evlilik kalp ile aklın ortak aldığı bir karar sonunda gerçekleşmelidir. Nedeni de evliliği beden değil, ruh sürdürür. Evlenenler, kuvvete değil; ruha eş olmayı becerdikleri ölçüde mutlu olurlar. Sevmeden evlenenler, inanmadan  ibadet edenlerin durumuna düşer. Sevdiği eşi ve işi bulanlar, helalı-haramı bilenler, cenneti bu dünyada yaşarlar. Aile, mimari bir eserdir. Düşünülerek ve planlı şekilde kurulmalıdır.Planlama yapılırken eksik bir şey bırakılmamalı, bırakırsanız birbirinizin noksanını ararsınız. Evlenme hazırlıklarını yaparken imkanlarınız ölçüsünde önce ince ince planlar yapınız, planlarınızı yaparken gözünüzü dört açın; evlendikten sonra gözünüzü yarı yarıya kapatmanız gerekecektir. Evlilikte en büyük servet,huzurdur. Evlenecek çiftlerin dikkat edeceği en önemli konu dış güzellikten ziyade,huy güzelliğine dikkat etmeleridir. Çiftler içlerinde ki gerçek resimleri göstermeliler saklı, gizli bir taraf bırakmamalılar. İleride huzursuzluğa konu olabilecek detaylar açıkaçık konuşulmalı. Saklı gizli bir şey kalmamalı. Evlenecek olanlar birbirlerinin gözüne değil ağızlarından çıkan sözlere kulakları ile bakmalı. Böyle yapılırsa evlilik ağacına su vermiş olursunuz. Evlenecekler karşılıklı olarak birbirlerine güvenmeliler. Güven ipek kumaş gibidir onu asla buruşturmayın, eski haline döndürmek çok zordur.Düğünün sonu üzüntü olmasın. Evinize, işinize, aşınıza, sevginize ve saygınıza hiç mi hiç yalan girmesin. Yalan ile iman bir arada olamaz. Yalan çiçeklenir, ama meyve vermez. Yalan aynı zamanda insanı alçaltır. Yalan mızrağın çuvalda saklanması gibi bir şeydir, yalan söyleyen, yakalanmak korkusu içinde yaşayan hırsız gibidir. Ha yalan söylemişsin, ha hırsızlık yapmışsın. Aile içi iletişimi güzelleştirmek ve güçlendirmek için emrolunduğu gibi dosdoğru olmak gerekir. Doğru söylemek ne kadar önemli ise doğru dinlemekte o kadar önemlidir. Bilmeliyiz ki doğru söz kalbe temizlik getirir ve o kalp temiz düşünür.

           Evlilik elbisesini giyenler için yeni bir hayat başlıyor. Bu hayat yolculuğunda analar-babalar, akrabalar, dostlar evlenenlerin huzur dolu, mutluluk dolu, sağlık dolu güzel bir hayat geçirmelerini isterler, beklerler. Bu mutluluk elbisesini giyenler; birbirinize karşı sevginizi, saygınızı esirgemeyin. Bilmelisiniz ki içinizdeki sevgi kadar, saygı kadar var olacaksınız. sevmek en güzel huyunuz olsun. Birbirinize karşı her zaman, her yerde ve durumda saygıda kusur etmeyin.Öyle bir eviniz olsun ki bu evde birbirinizi karşılarken de, uğurlarken de öyle ince,öyle edep ve hayalı olun ki, birbirinizle tekrar buluştuğunuzda içiniz en güzel, en nezih duygularla dolsun. Yaşadığınız ev ister bir kulübe olsun, ister muhteşem bir konak orayı  edebinizle, hayanızla, inceliğinizle,misafir perverliğinizle, temizliğinizle, güzelliğinizle ve paylaşmanızla cennet haline getirirsiniz.Bütün bu güzellikleri komşularınızla ve herkesle paylaşmalısınız. Mutluluğu, huzuru, parada, eşyada, giyimde aramayın. Bölüşmeyi bilin ki tok olasınız. Sevme hissini israf etmeden seven olun,  güzel düşünün, güzel görün. Güzel düşünenler hayattan zevk alırlar. Daima olumlu olun. Ayrım yapmadan bütün insanlar için iyilik ve güzellik isteyin. Türk töresinde ''Yaratılanı hoş gör, Yaradan'dan ötürü''anlayışı, yaşantımız olmuştur. Unutmayın,  bir insan başkasının acısını duyabiliyorsa insandır.İnsanları sevin, onlara saygı duyun. Hayatın bir mücadele arenası olduğunu unutmadan her doğan güne sıfırdan başlamak gerekir. Her güne bir amaçla başlamalıyız. Hatırlayıp da üzüleceğimiz hiçbir iş yapmadan yaşamalıyız ki; dünyamız güzel, hayatımız tatlı olsun. Amacımız; kavgayı barışa, karanlığı ışığa, çirkinliği güzelliğe dönüştürebilmek, kabul ettirebilmektir. En büyük başarı kendimizi düşmanımıza bile sevdirebilmek, saydırabilmek, ondan bir dost kazanabilmek olmalıdır. İlim ve hüner öğrenme peşinde koşmalıyız.  Bilmeliyiz ki; ilim aklın, ibadet kalbin gıdasıdır. Bilgi, insanı güzelleştirir. Öğrendiğin ilimin kafanda durması önemli değildir, mühim olan fayda vermesidir. Hayat, her şeye rağmen yürüyenlerindir. Hayat hiçbir zaman geriye adım atmaz.Amacımız, her doğan günü daha iyi,daha güzel yaşamak olmalı, anlamı ve faydası olan işlerle uğraşarak acıyı bal yapmalıyız. Her sabah dünya yeniden kuruluyor. Dün geçip gitti, gelmez de, getiremezsin de; ama acı, ama tatlı. Yarının da nelere gebe olduğunu bilemeyiz. Ama şu an yaşıyoruz. Mühim olan, yaşadığımız anı en güzel, en hayırlı, insanlığa en yararlı işlerle geçirmeyelim. Dün de kalan ve kaçırdığımız güzellikleri bugün neden yapmayalım. Allah yarattığı her şeyi insan olarak senin için yarattığına göre yaşamak veya sahip olmak, bilmek, anlamak, idrak etmek demek değildir. Farkına varılamayan şeyler bizim için yok demektir. Bak ama, baktığını gören ol. Bakmasını bilmezsen göremezsin. Yapamayanlara bakmayın o zaman sizde istediklerinizi yaparsınız. Tekrarı yok bazı şeylerin hayat gibi, ömür gibi, aşk gibi. Bunları güzelliklerle öyle doludolu yaşayalım ki ileride hatıra olarak anlatalım.


            Evlilik elbisesini giyenler; mutlu olan, başkalarını da mutlu eder. İyi yaşamak önemli değil, yaşamayı iyi bitirmek önemlidir.En azla yetinmeye ve bundan bile mutluluk çıkarmaya çalışırsak mutlu oluruz. Erkek bazen sağır, bayan bazen kör olabilmelidir. Bu körlük ve sağırlık gelincik ömrü kadar kısa, mutlulukda bir ömür kadar uzun olmalıdır. Gül yüzünüzden tebessüm hiç eksik olmasın. Bir güzelliği görmek, bilmek ve değerlendirmek çok önemlidir. Hayatta birisini sevmek ve onun tarafından sevilmek kadar güzel bir şey olabilir mi? İnsanlar hayatta sevgileri kadar vardırlar. Sevginin doldurduğu bir kalp Allah'a daha yakındır. Yunus,''taş gönülden ne biter?'' der.Ancak sevgi ve saygıyla, edep ve incelikle dolu kalpler mutluluğu sağlayan rahmet ve bereketi görebilirler. İşte o zaman, hayat yaşanmaya değer. Gerilimden,stresten,huzuru bozan her şeyden uzak kalmalıyız. Sevmeliyiz. Daha çok sevmeliyiz. Sevmek, sevdiğinin hayatını yaşamaktır. Allah'ın içimize koyduğu en büyük nimet olan ve içimizi aydınlatan dünyamızın ikinci güneşi batmasın. Ruhu güzel olanlar sever. Evlilik elbisesini giyenler ''sevgi öyle bir ilaçtır ki; hem vereni, hem de alanı iyileştirir.''Sevin ve sevimli olun.

                                                                       BİLAL GÜRER
                                                                       AYVALIK 
                                                                       19 EYLÜL 2013

9 Eylül 2013 Pazartesi

DİPLOMA VE SONRASI

                  DİPLOMA  VE SONRASI

                  Yaşamımızdaki başarı ve başarısızlıklarımızın temelinin atıldığı yerdir mahrem olan evimiz ve toplumun eğitim-öğretim görüp, sevgiyi, saygıyı, temizliği, hakkı, hukuku, sorumluluğu,sorumsuzluğu, geçinmeyi, geçimsizliği, başarıya nasıl ulaşacağımızı , beraber iş yapmayı, çevremizi temiz tutmayı, toplumsal kurallara uyum sağlamayı, vatan sevgisini, milli kültürümüzü ve insanlaşma da gerekli olan eğitimin ilk adımının atıldığı yerdir evimiz ve okullarımız. Fırsat eşitsizlikleri, bölgeler arasındaki dengesizlikler, fiziki alan eksiklikleri  çok sayıda noksanların olduğu, sosyal, kültürel ve sportif faaliyetlerin olmadığı okullar açılıyor.  Devamlı değişen sınav sistemiyle seçerek aldığımız maliyeti yüksek öğrencileri robot gibi yapıp hayata hazırlasın dediğimiz öğretmenleri nasıl seçiyoruz?  Benden olsun da nasıl olursa olsun anlayışı ile atanmış, formasyon olarak yetersiz öğretmenler. Liyakat ve kabiliyetin esas alınmadığı atamalarla oluşturulmuş idari ve öğretim kadroları. Devamlı değişen sistem değişiklikleri ve onun oluşturduğu kargaşalar. Daha sayılamayacak kadar çok çarpıklıklar ile dolu bir öğretim sisteminin içinden maddi ve manevi  yokluklar içinde çocukları bir iş sahibi olsun diye çırpınıp duran aileler. Bütün bu çabalar ayarı ne olursa olsun ama adı altın olsun dediğimiz diploma.Aklını iyi kullanarak kazandığı imtihanları başararak alınan belgedir diploma. Ama ayarı en yüksek altın ayarı düşük altına göre ne kadar kıymetli  ve her zaman bir adım önde ise diplomada öyledir.  Bütün bu acı tablo okul öncesinden üniversiteye kadar aşağı yukarı aynı. Ailemize ve milletimize maliyeti çok yüksek olan diplomayı aldık diyen vatan evladı  hayata atılmak için tam manasıyla donanımlı mı acaba? Diploma almakla hayatta başarılı olacak mı acaba? Oysa pek az insan hayatta büyük işler yapar, ama büyük çoğunluk küçük işleri çok iyi yapar. Milletimizin diplomalılardan beklentileri ne? Bu beklentilerin ne kadarına karşılık verebiliyor diplomalılar. Diploma sahipleri diyor ki;  Diploma almak için öğrendiklerimizi,  bilgilerimizi devamlı artırmak için gayret sarf etmezsek milletin bizden beklediklerini karşılık veremeyiz. Hayat devam ettikçe, her zaman bir yenilenme fırsatının olduğunu bilerek, bilgilerimizi geliştirerek biçimlendirip sahip olabileceğimiz bir geleceği bizim yapmamız lazım..
                    Milletimiz diplomalılara, aydın gözü ile bakmaktadır. Diplomaya sahip olmak insanın aydın olması için yeterli de olmaz delil de olamaz. Aydın değişmekten korkmamalı. Bilim ve akıl dünyada önemli değişiklikler meydana getiriyor. Dünyada olup bitenleri iyi görüp neden ben de dünyadaki ilim ve teknikteki gelişmeleri ben de yapabilirim demiyoruz. Hayatta en zor şey amaçsız insanlarla birlikte yaşamaktır. Çünkü bilgisiz adam inandırıldı mı anlayamadığına tapar. Nasıl bilgisizlerin eğlencesi mal ve serveti ise, aydının da diploma ile kazandığı ilim ve irfan da onun sonu gelmeyen malıdır, servetidir. Cahiller mallarının varlıkları ile övünürler aydınlar da topluma faydalı işler yaparak ölümsüzleşirler. Bu dünyadan o kadar korkuluk geldi gitti ama anılan, konuşulan, eserleri elden ele, dilden dile dolaşan, meydana getirdiği eserler,  gezilen dolaşılan, müzelerde sergilenen eserler kimler tarafından meydana getirilmiştir. Elbette ki bu eserler asıl hüner sahibi,  kendisini devamlı yenileyen bilgeler tarafından meydana getirilmiştir. Bu bilgeler ve sanatkarlar önce milletlerine sonra da insanlığa köle oldular. Şimdi de insanlığa sultan.
                    Muhakkak ki ilmin, alimliğin, sanatkarlığın sınırı yoktur. Her ilim, her ihtisas devamlı gelişme halinde. Her gün yeni keşifler yapılmakta, yeni teoriler ortaya atılmakta, yeni müesseseler oluşmakta. Zamanımızda bütün ilim ve sanat dalları akıllara durgunluk verecek şekilde gelişiyor. Ama bütün bu gelişmeler bilgisini, kültürünü, araştırmalarını bir taraftan da çalışma prensip ve kanaatlerini geliştiren aydın dediğimiz diplomalı veya diplomasız sanatkarlar tarafından gerçekleştirilmektedir. Her gelişme hakkında bilgi sahibi olmak elbette mümkün değildir. Ama aydınım diyen insan uğraştığı alanda kendisini devamlı olarak geliştirmek, alanı ile ilgili dünyada yapılan çalışmaları, gelişmeleri takip etmek zorundadır. Bir taraftan da genel kültürünü genişletmelidir. Bunun için de okumalı, devamlı okumalı. İlim öyle bir denizdir ki ben biliyorum diyen cahilin ta kendisidir. İlim aşığı, aşık olduğu ilim yolunda hayatını cömertçe harcar. İlim ile uğraşmaktan zevk alanlar sayesinde ölmez eserler meydana gelir. Allah’tan başka en çok ilme değer verenlerin aklının ve yüreğindeki ışığın ürettiği bilgilerle gelişen medeniyet sayesinde mutlu değilmiyiz?  İyi bir araştırmacı ve aynı zamanda ilmini cömertçe başkaları ile paylaşmaktan zevk alanlar ilim nuru ile etraflarını aydınlatmalılar ki bu ilimlerden faydalanmak isteyenler faydalansın. İnsan hem yapan, hem bozan, hem seven, hem kıran bir varlıktır. İnsanın değeri milletine verdikleri ile ölçülür, sahip oldukları ile değil. Öğrenme ve öğrendiklerimizle topluma hizmet hevesimizi canlı tutup yılmadan çoğaltmalıyız.
                    Dünya da bilim ve aklı asırlar önce kullanmaya başlayan milletler, elektrik ve elektronikte, tıpta, akıllara durgunluk veren akıllıların ürettikleri, bilgisayar ve haberleşme de ki gelişmeler, uydu ve yeraltı zenginliklerinin fotoğraflarının çekimleri, fizikte, kimyada, biyolojide, genetikte, edebiyatta, matematikte, felsefede, mantıkta, sosyolojide daha bir çok alanda yapılan çalışmalar sonucunda insanlığa ve ülkelerine hizmet etmektedirler. Yeni yeni icatlar her gün piyasaya sunulmakta. Hayatı kolaylaştıran ve geniş pazarlar bulabilen bu ürünler, diplomalarını geliştirenlerin sayesinde ülkelerine önemli ölçüde milli gelir sağlamaktadır. Akıl ve bilim sayesinde devamlı gelişme sağlayan bu ülkelerin bilim adamları diğer ülkelerin pazarlarını ele geçirerek ülkelerine çok önemli ekonomik katkı da bulunmaktadırlar. Devletler her insanının eğitimde gelişmeleri takip etmesine imkan sağlamalı ve vatandaşının önünü açmalıdır. Yeter ki öğren ve öğrendiklerinden toplum istifade etsin demelidir. Her diploma sahibi diplomasının geçmişi hakkında bilgi sahibi olmalıdır. Diplomasının tarihi, iktisadi, felsefi, sosyolojik ve kültürel hayatımız üzerindeki etkilerini iyi bilmelidir.  Diploması ile ilgili dünyadaki gelişmeleri takip etmelidir. Diploma sahibi olarak görevlerinizi yaparken her işinizde adalet ve ahlakı yanyana yürütmek göreviniz olmalı. Adaletsizlik, haksızlık ve zulmün olduğu yerde insanın ruhu ve gururu incinir. Diplomalıların görevi bulundukları yerde zayıfları kuvvetlilere, haklıları haksızlara karşı korumaları gerekmektedir. Nasıl bir dünya da yaşamak istiyorsak onu biz düşüncelerimizle oluştururuz. Biz olayları kontrol eden bir dünyayı oluşturamıyorsak olaylar bizi kontrolü altına alır. İpleri elinde tutan kazanır. Ne kadar mutlu olmaya karar vermişsek o kadar mutlu oluruz. Bunun için de çalış,çalış daha çok çalış.  Başarısızlık yoktur, başkalarının yaptığı ve başardığı işi sende başarabileceğinin farkında olarak aklı iyi kullanman gerekir. Mehmet Akif Ersoy'un medeniyet hakkında dediği gibi 'işleri var dinimiz gibi, dinleri var işimiz gibi' Bizim de medeniyete katkıda bulunma mecburiyetimiz olduğunun bilinci de olmak zorundayız.

                     Geleceğimizi aklın ve ilmin ürettiği malzemelerle kurarken, mutluluk veya felaketimizi kendi ellerimizle oluşturacağız. Biz seçeceğiz geleceğimizi ve hazırlayacağız yaşamak istediğimiz dünyamızı. Diplomalılar; gittiğiniz her yerde başarı, sağlık, sevinç ışınları yayın, ümit ve cesaret ışıkları saçan insanlardan biri de siz olun. Unutmayın; zayıfları kuvvetlendiren insan’’Dünyanın ışığı’’ olarak anılmaya değerdir. Yapacağınız her işinizi severek yapın. Sevginin bir şifa kudreti olduğunu, ahenk, güzellik,doğruluk fikirlerinin hayatı yükselttiğini, güzelleştirdiğini, biçimlendirip  şekillendirdiğini bilelim. Sahip olabileceğimiz bir  gelecekte yaşamak bizim elimizde. Yapacağımız her işte sevginin içten ve samimi olması önemlidir. Zaten içten gelmeyen ve samimi olmayan şey, sevgi değildir.  Fikir vücuda hakim olup orada sevgi sevgiyi çeksin

                                                                                                       BİLAL GÜRER
             
                                                                                                AYVALIK  09/ 09/ 2013.































24 Ağustos 2013 Cumartesi

         26.AĞUSTOS 1071        30.AĞUSTOS 1922

          ORDU – MİLLET ANADOLU’YU VATAN YAPARKEN



            Türk tarihi hiçbir milletinkiyle kıyaslanamayacak kadar eşsiz zaferlerle doludur. Zaferle neticelenen büyük meydan savaşları genelde Ağustos ayına tesadüf ediyor. Önemi büyük olan iki zafer var ki diğerlerinden daha büyük önem arzetmektedir. Malazgirt meydan savaşı (26-Ağustos-1071) Dumlupınar meydan savaşı (26-30-Ağustos-1922) Birincisinde 942 yıl önce Anadolu Türk vatanı olmaya başlamış. Türk milleti ordu-millet anlayışı ile Anadolu’yu (1071- 26 )Ağustosundan beri kendisine vatan edinmişti. Anadolu, İki kıta arasında köprü, doğudan batıya her zerresi bir cana bedel. Türk milleti için o artık yakut taşı kadar kıymetli olmuştu. Bu topraklarda yaşayanlar renk, dil, din, soy ve geçmiş farkı gözetilmeksizin emanet artık Türk’e. Anadolu'ya yerleşen Türk’te insanlık sevgisiyle kendisi için ne  istiyorsa, ne yapıyorsa idaresi altında olanlara da onu istiyordu, yapıyordu. Taşıyordu uzak yakın demeden Anadolu’ya adalet, medeniyet, bereket tarihte.  Öyle kanlı savaşlara sahne oldu ki tarihte Anadolu..
 
                          Asırlardan beri dinlenemedi Anadolu.
                          Malını, kanını ve canlarını vere vere geldi.
                          1914 dünya savaşına.
                          Anadolu, yurttaşlarının eşitlik ve mutluluğu paylaştığı yurt,
                          Dünyanın direği ve yüreği olan ülke  
                          Yüz binlerce cana kıyan savaş 1914 yılında başlamıştı,
                          Üç kıta da yokluklar içinde savaşacaktı '' Türk''yedi düvelle.
                          İhtirastan gözü dönmüş lokma arayan devletler birbirine girmişti.
                          Harp ilanları; aşk mektupları gibi art arda devam ediyor,
                          Kıt'alar birbirine çarpıyordu.  
                          Harbin merkezi doğu ve batı cephelerinde toplanmıştı.  
                          Karşı karşıya kaldığımız durumu,
                          Değiştirmek için tek çare ''ordu-millet'' olup savaşmaktı.                                                    
                           Birinci Dünya savaşı galiplerinin amacı şöyleydi:

                           Türklüğü hançerleyip,Türk Milletini yok etmekti gayeleri
                           Nefreti, intikamı şahlanmış yüzyılların,
                           Anadolu’yu taksim,                                                                            
                           Onlar için tek murat ve ellerine geçti
                           İlk defa büyük fırsat.                    
                           Mondros’ta, Sevr’de darağacı kurdular,
                           ‘’Hasta adam’’adını verdikleri aslanı
                           Asmaya kararlılar
                           Sözde Avrupalılar

Üç kıtada dört yıldır süren savaş bitmişti. Yenilmediğimiz halde, ortaklarımız yenildiği için yenik sayılmış ve Mondros ateşkesini imzalamak zorunda kalmıştık. Anadolu yıllar süren savaşlarda yüz binlerce insanını şehit vermiş, on binlerce insan da sakat kalmıştı. Kıtlık, yokluk, yoksulluk diz boyuydu. Bütün bunlara rağmen paydos mu diyecektik. Anadolu’da başlar eğik, yürekler yas içinde…Ama; Türk millet olanları içine sindiremedi ve dedi ki, ordumuz dağıtılsa da, gemilerimize, cephaneliklerimize el konulsa da mermilerimiz düşman elinde olsa da :Acıya tepki vererek,acının yaratıcı gücüyle geleceğimizi belirlemek olanlara ve olacaklara karşı sessiz kalmak intihar olacaktı. Tüm dertlerin ilacı vatan aşkı olunca:
 
                             Türk milleti, olanlara bitenlere karşı
                             Tek vücut olup, yarı çıplak yarı tok,
                           ‘’Korkunun ecele faydası yok’’

16 Ağustos 2013 Cuma

HAYATIN GAYESİ 

        Hayatınız boyunca muhteşem dostlara, örnek davranışlarından yararlanacağınız ve kendilerini rehber olarak seçeceğiniz kişilerle bir olma şansına sahip olun…
Hayat tam bir takım oyunudur. Yaşamınız boyunca çok sayıda insanın desteğini, yardımını ve teşvikini almadığınız sürece kayda değer bir şey yapmak mümkün olamaz. Birlikten kuvvet doğduğunu her aklı-selim bilir. Başarı; birlik, bilgi, gayret, iman ve paylaşmasını bilmekle elde edilir. Bunları gerçekleştirenlerin mağlup olmayacağını bilmemiz halinde de, özlediğimiz yaşamı gerçekleştirebiliriz.
Ter kokan başarı tatlıdır. Bu da hayatı güzel yaşamamızı sağlar. Gönlümüzce geçirdiğimiz hayat bizi mutluluğa götürür. Bu da sağlıklı ve zinde olmakla gerçekleşir. Çünkü sağlık olmadan hiçbir şey olmaz. Toplum içinde ki  ilişkilerimiz mutlu yâda mutsuz yaşamamızı sağlar. Bunları etrafımızı çevreleyenlerle elde edebiliriz. Bunlar gıda gibidir, ilaç gibidir, zehir gibidir, gıdadan vazgeçmek mümkün değil, ilaca ara sıra muhtaç olursun, zehrin her türlüsünden de kaçman gerekir.
Hilenin ve hasedin kol gezdiği çevreden uzak durmakla mutlu yaşama ulaşılır. İdeal yaşamak için, kişisel gelişimimizi tamamlamak çok önemlidir. İnsan olarak dünyayı öğrenmek, baş döndürücü gelişmeleri, ayak oyunlarını, bilhassa bilgi dünyasında ki gelişmeleri yakından takip etmek, hayatımızı öğrenmeye adamak bundan da mutluluk duymak gerekir.
Ruhsal gelişim ideal yaşamın şartlarındandır. Duyarlı ve düşünen bir beyin, üzerine düşen görev ne ise onu bilir, anlar ve faydalı işler yaparak yaşamış olur. İnsan olarak ülkeye ve dünyaya katkıda bulunmak için dünyadaki gelişmeleri  iyi görmemiz gerekir. Ve ben daha iyisini nasıl yaparımım gayretinde olunmalıdır.
              Sosyal duyarlılıkla insan kendi kendini yönetmeli, nefsin kirlerinden arınmış bir kalp ile maddi ihtiyaçlarını da kazanmalı. Ekonomik gücünün sayesinde, kendini maddeten güvende hissetmelidir. Fakirlik idealimizdekini yaşamamızı engeller. Yoksulluk kemer sıktırır, ahlak ve namusun gevşemesine sebep olur. Örf ve adetler de engelleyici faktör olma özelliğini yitirince, yoksulluk rüzgârı, her tozdan  önce fazileti süpürür ve yok eder.
İki türlü fakirlik vardır. Manevi fakirlik ve maddi fakirlik. Ne dünyayı red ve terk ederek yaşayacağız, ne de dünya malına sahip olmak için insanlıktan çıkacağız. Birisi alt çene diğeri de üst çene. Birisi olmadan diğeri bir işe yaramaz. Bizim İslam anlayışımıza göre dünyayı imar görevi insana verilmiştir. İster dünyayı cennete, ister cehenneme çevir... Bu senin elinde. Zenginler ve yoksullar arasında sosyal yardımlaşma müesseseleri ile sosyo-ekonomik güvenliğin sağlanması için kurulan köprülerle  toplumda hayatlarını zor şartlar altında sürdüren yoksullara, yetimlere ve muhtaçlara ideal hayat şartlarında yaşayabilmeleri için  uygun ortam sağlanmıştır.
Hayatı güzel veya çirkin yapan biziz. Yeter ki ondan olmayacak şeyler istemeyelim. Yaşamanın gayesi,  hem yaşamayı hem de yaşatmayı şerefle başarmakla gerçekleşir. Eğer ömrünüzü değeri olan işlere, insanlığı mutlu edecek çalışmalara, gerçek sevgilere, öldükten sonrada yaşayacak eserler bırakmak için geçirirseniz hayatı yaşamış sayılırsınız. Faydası olmadan yaşadığın hayat öldükten sonra seninle gömülür. Hayatta daima acı ile tatlı karışık olarak yaşanır. Onun için acı çektirecek çirkinliklerden korumak ve korunmak bizim yaşama biçimimiz olmalı.
Yaşamınız boyunca adil olun… İnsanlar adaletsizlikten nefret ederler. Her türlü durumda adil ol, kimseye ayrıcalık tanıma. Dünya ahrete böyle götürülür. Doğruluğu arayarak, doğru işler yaparak yaşamak lazım. Doğru söyleyen, yanlışlara yanlış diyen olalım da varsın bunu yapana aptal desinler. Bilmeliyiz ki, kap temiz değilse içine koyduğun her şey bozulur. Yeni nesli hayata hazırlarken, temiz duygulu, doğru yol gösterici, iyi ve bilge öğreticilere teslim etmeliyiz. O zaman istediği hayatı zevk ve neşe içinde yaşama şansına sahip olur. Unutulmamalıdır ki, ''güler yüz altın anahtardır''.
Kötü alışkanlıklara esir olmadan yaşamak lazım. Kötü alışkanlıklar yavaş yavaş, sinsi sinsi içimize ilk adımını atar. Oraya yerleşip kökleşti mi, öyle azılı, öyle amansız bir yüz takınır ki, kendisine gözlerimizi dahi kaldırmamıza izin vermez ve onun esiri oluruz. Zalimlikler, zorbalıklar, döneklikler ve güzel alışkanlıkların tohumları çocuk yaşta filizlenir sonra büyür ve gelişir. Ağaca şekil fidanken verilir. Ağaç yaş iken eğilir. Bir amaç için yaşayan ve o amaca ulaşmak isteyen, kendine ve herkese dost olan insanlar olmalı çocuklarımız.
Başarının sahibi çok olur. Ya suçların, olumsuzlukların ve başarısızlıkların? Bunlara kimse sahip çıkmaz. Dünya nimetlerini zekânızı iyi kullanarak elde edebilirsiniz. Hatta bir gram zekânızla oluşumu asırlar  alan, toplumların  yaşamında önemli olan kültürü de  bozabilirsiniz. Allah yaşamamız için her şeyi yaratmış. İnsan hangi yaşta, mevkide olursa olsun yaptığı ve yapacağı işler de en iyi olmak zorunda olduğunu bilerek yaşamalı. Yapılan her işe ressamın resim yaparken gösterdiği özeni göstermeli. Her işimizde ''ahlaki'' değerler ön planda olmalıdır. Yaşayışımıza dirlik düzen hâkim olmalı. Dik kafalı da, inatçı da, sabit fikirli de olmadan yaşamak gerekir. Ne cimri, ne kıskanç, ne müsrif, ne kararsız, ne sıkıcı, ne aptal, ne sorumsuz, ne de yalancı ol. Mevlana'nın  ''ya göründüğün  gibi ol ya da olduğun gibi görün'', sözü ne kadar önemli bir söz. Görevimiz neme lazımcı olmadan gördüğümüz ayıpları düzeltmek, kötü davranışlara ve işlere karşı çıkmak olmalıdır.
Dostluğun gerçek olanını yaşayın. Dostunu kendine çekmekten çok,  kendin onun için daha fazla fedakârlık yapmaya çalış. Kendini bilen, alçak gönüllü olan, kendine güvenen, bilgi ve doğruluğun savunucusu olarak büyüklük duygusuna karşı olan, olarak yaşa. Allah sevgisi kalbe ait bir olaydır. Allah'ı tam olarak sevmek insanın şahsiyetinde olumlu değişiklere yol açar. Onu, olgun ve kabiliyet sahibi bir insan haline getirir.
Allah’a hakiki kul olarak yaşa ki, mutlu olasın.

Bilal GÜRER
alık 15.08.2013

11 Ağustos 2013 Pazar


                          




BAYRAM  BİTTİ

Kimliğimizin önemli bir parçası olan Ramazan Bayramını gelecek nesillere örnek olacak ve izler bırakacak şekilde kutladık mı acaba? 

Merhamet  duygularımızı  daha  da  kuvvetlendirerek,  hayır  kapılarını  hiç  kapanmadan  açık bırakmayı sağlayabildik mi acaba? 

Kötü arzu ve isteklerin olmaması için vicdanımızı daha da kuvvetlendirebildik mi acaba?

Kırık  kalpleri  ve  solgun  yüzleri  güldürmek,  onları  sevindirmek  için  arayış  içinde  olduk  mu acaba? 

İyilik yapmak, aç doyurmak, çıplak giydirmek için, ruhumuzu ve nefsimizi temizleyerek yüzü açık, anlı pak garibanları arayıp bulduk mu acaba?

Unuttuklarımızı hatırladık mı acaba?

Yitirdiklerimizi  kabirleri  başında,  eski  mutlu  günleri  unutmayıp  aklımızda  olduklarını  birkaç damla gözyaşı ve dualarla andık mı acaba?

Kırdıklarımızın bizi affetmesi için çabamız oldu mu acaba? 

Ya şu üç günlük dünyada mal ve makam için nefislerine uyarak gönül kıranların, üzenlerin af isteklerini bağışlamak için ne düşündük acaba? 

Sevdiklerimize  sevdiğimizi,  unutmadığımızı,  her  günü  günahsız  geçirmek  için  çaba harcamalarını söyledik mi acaba? 

Samimi  duygularla  Allah  rızası  için’’yardım’’örgütlerine  fitre  ve  zekâtımızı  verdik  mi,  iyi niyetle yaptığımız yardımlarla, kimler ne bayramlar kutluyor, yardımımız amacına ulaştı mı acaba?

Bayram geldi ve gitti. 

Yaşadıklarımızın az da olsa tadını alabilmek güzel olmalı. Yardımını ‘’Allah rızası için’’deyip verenlere, alın teriyle kazandıklarından açları doyuranlara, toplumun sırtından geçinmeden helalinden  kazandıklarıyla  dua  alanlara,  cimrilikten,  dünya malına tutkunluk  duygularından kurtulup yoksulları, kimsesizleri sevindirenlere ne mutlu…

Ya bugün? 

Bayram  gelse  de,  bayramı  değil   tatili  nerede  geçirelim,  nerede  iyi  eğleniriz   diyenler  az değil(!). 

Telefon  açarım,  mesaj  atarım,  internetten  mail  ile  yazışırım…  Bu  bayramda  böyle  geçer, diyenlere ne demeli? Bayramı töremizin gerekleri ile kutlayanlar da, nerede o eski bayramlar deyip  dursun.  Geçmişte  kalan  özlemlerini  ve  hasretlerini  anlatır   büyüklerimiz.  Bayram namazından  sonraki  o  bayramlaşmaları…  Oradaki  zariflikleri…  İsrafın  olmadığı  ve yoksulların da düşünülerek yaptırılan bayramlık giysileri... Bayram için hazırlanan yemek ve o büyük ikram sofralarında ki mutlulukları... Uzaktan gelenlerle yapılan sohbetleri...  

Harçlık  vermek  zenginin  süsüymüş.  Ziyaretler  sevginin,  saygının  gülüymüş.  Mazeretler gelmeyenin  suçuymuş. Çorba bile misafiri özlermiş, gelsin diye  yollarını beklermiş. Zengin fakir karışırmış, olmazmış insanlar arasında farklar...

Bayramlar; 

Zalimin zulmünü yensin, öfkenin çığlığa dönmesini engellesin. 

Allah’a  iyi  bir  kul,  ülkesi  ve  milletini  seven  tertemiz  yürekli  insanlar  olarak  yaşmamızı sağlasın. 

Ülkemizde  ilmin  gelişmesini,  bilginin  insanları  güzelleştirmesini,  sanatın  gelişmesini sağlasın. 

Sosyal ahlakın yücelmesini, fakir, yoksul, dul, yetim ve gariplerin düşünülmesini sağlasın.

Nefsin esaretinden kurtulmuş olarak kimseye kötülük ve eza vermeyelim. 

Başkasının eza ve kötülüğüne sabredelim. 

Adil  olalım.  Dilimizi  ve  kalemimizi  iyi  kullanalım,  vurup  yaralamasın…  Zira  o  yara  dikiş tutmaz. 

Mutlu olmak ve mutlu yaşamak için üç şeyi unutmamak gerekir… ’’İnanç - umut ve sevgi.’’ 

Üçünün  arasında  da  en  büyüğü  ’’sevgidir.’’  Kullanılmakla  azalmayan  tek  enerji  kaynağı sevgidir. Birçok şeyi inançla seven insanlar için cennet hayatın ta kendisidir. 

Ne  kadar  çok  şeyi  büyük  bir  hevesle  seversek,   cenneti  şu  anda  yaşamaya  o  kadar yaklaşmış oluruz. 

Hepimiz her iki cihanda da cennette olalım. Her günümüzü bayram gibi yaşayalım.

                                                                                                   Bilal GÜRER

                                                                                                  Ayvalık 11.08.2013