EVLİLİK ELBİSESİ '' 2 ''
Allah size evlerinizi dinlenme yeri kıldı. Nahl: 80
Her kuş kendi yuvasına sığınır, orada çoğalır, orada kanatlanır ve oradan
Sebepli yere uçar.
Her gün, bugün Allah rızası için ne yapacağız? diyerek güne başlayınız.
Evimiz de her gün daha iyi, daha güzel mutluluklar yaşamak için her sabah dünyanın yeniden kurulduğu, taze bir başlangıcın her anını değerli bir armağan gibi görerek güne başlayalım. Evimizden çalışmak için ayrılırken insanlara mükemmel hizmetler hizmetler vermenin yollarını arayarak yola çıkalım. Bu mükemmelliğe layık olmayan insanları da olduğu gibi kabul edelim. Bilmeliyiz ki her insanın olumlu yönleri de vardır, olumsuz yönleri de. Etrafımızda gördüğümüz olumsuzlukları düzelteceklerine inandığımız kişilere yapıcı bir biçimde gönülleri incitmeden söylememiz gerekmektedir. Bu toplumsal vicdanın gereğidir. Önce evimiz, komşularımız, çevremiz, iş arkadaşlarımız ve olması gereken her yerde, mutluluğa giden yolu önce biz açacağız. Bunu kırmadan, dökmeden, incitmeden yapmalıyız ve hayatı güzele götürmek için pusulamız doğruyu göstermelidir. İnsani olmayan olaylara karşı korkmadan, kötü düşünmeden, paniğe kapılmadan, sağlıklı düşünerek, mücadele etmeliyiz. Unutmayalım ki hayat bir mücadeledir. Bu mücadele de her anı değerli kılmak, başkalarının hayatlarında olumlu bir değişim için, şifa dağıtan insan olmak lazımdır. Özlemimiz yaşamanın temel kurallarını kültürümüze göre düzenleyerek, yaşama biçimimizin temel yasalarını anlayarak, dünyada daha üst seviyede yaşamak olmalıdır. İstemeden de olsa başkalarına zarar vermekten korkmalıyız. Mutlu yaşamak istiyorsak kendimizden çok şey verip, fedakarlığın büyüğünü yapan biz olalım, karşımızdan da bu fedakarlığın azını bekleyelim. Sevgi vermekten mutlu olarak yaşamayı ilke edinmek, iki yüzlü olmamızı engeller, bu davranışları yaparak yaşarsak, yaşama enerjimizle başkalarını koruma, yardımcı olma ve huzurlu olmamızı sağlarız. Sevdiğin her şey büyüktür. İçi sevgi dolu insanın dünyaya bakışı da güzelliklerle doludur. Sevmek için,seven olmak gerekir. Kalbi değil aklı sevginin merkezi yaparsak her şeyimiz sevgi ile daha da güzelleşir. Bilmeliyiz ki biz insanları güzelleştiren inançlarımız, kalbimiz değildir, aklımız ve onun idaresinde ki davranışlarımızdır. Yaptığımız her şeyi farkında olarak yapalım ki hesabını da iyi -kötü verebilelim. Hayatı ne kendimize, ne de çevremize zehir etmeden gül yüzümüz de daima tebessümün olmasını sağlayalım. Bu düşüncelerimizi işimiz ne ise ona da yansıtmalıyız. Güç ve bilginden herkesin yararlanmasını sağlamalısın. Bilgi ve kabiliyetlernle iş yapmanın yanında daima gelişme içinde olmalısın. Her zaman net, planlı, sorumluluğunun bilincinde, ve zamanı iyi yönetirsen mutluluğu hem yakalar hem de ürettiklerinden fayda gören insanlar mutlu olurlar.
Günümüzde çileleri de mutlulukları da çoğaltan sebepler artmakta. Allah'a iyi bir kul olmayıp hem bu dünyaya hem de ahirete çalışmazsak kendi kendimize kötülük yaparız. Bunun içinde ruh ve madde arasındaki oranı iyi sağlamalıyız. Sağlayamazsak, kötü işlerin olacağını bilmeliyiz. İnsanın kendi kendisine yapacağı en büyük kötülük, aklı ile gönlü arasına fesat sokmaktır. Oysa, akıl ve gönül, birbirine zıt değil, birbirini tamamlayan iki önemli kuvvettir. İki ilahi cevherdir. Biri alt çene birisi de üst çenedir. İnsan özünden uzaklaşırsa, kendini tanımaz, aslını bilmez, şahsiyetini, kendini inkar eder. bu da insanda bunalıma sebep olur. Oysa kimliğimizin ne olduğunu düşünüp, kendi özümüze, aslımıza uygun işler yaparsak mutlu oluruz. Kendi kendimize yabancılaşmadan, sosyolojik ve kültürel açıdan da tıpkı özüne uzak kalman milli kimliğini zamanla kaybolmasına ve başka kültürlerin etkisinde kalmasına sebep olur. Bu acı son seni taklitçi, tüketici yapar. Örfünü, adetlerini, ananelerini unutturur kısacası kültürünü bozar seni senden uzaklaştırır. Maddenin esiri yapar. Üretmeden, tüketen olursun. Olmamak için de, iş ahlakını geliştirerek namerde muhtaç olmamak için medeniyette kalkınmak görev ve bilincinde olmalıyız. Duyarlı olup, duyarlı düşünerek ilmin insanlara aktarılması, onların bilgili kılınması, san'atın yaygınlaşması, sosyal ahlakın yüceltilmesi; fakir, yoksul, dul, yetim, garip insanlara ırk, dil,din cins ayrımı yapmadan yardım etmek akıl ile gönlün müşterek davranışı, yani huyumuz olmalıdır. Kültürümüzde insanlara hizmet, için önce aklı, ilmi ve bilgiyi geliştirmek lazım. Zeka ve yaratıcılığımızla çaresizliklere çare olalım. İşte o zaman hayat yaşamaya değer olur. Allah'la barış ve biliş içinde yaşadığın zaman, bu dünyan da, öbür dünyan da güzelliklerle dolacak cenneti yaşarsın. Yaşadığın her günde insana yakışmayan bir hareketin, düşüncen, işlenen bir günahın, bir kimseyi kırmak, incitmek, başkasının hakkını yemek,ya da bencil bir davranışın olmasın. Bu davranışlar seni insanlıktan çıkartır. Başkalarının mutluluklarını engelleme. Allah bu kulları sevmez, bu davranışlar yeni nesilleri yetiştirecek ana-babaların davranışı olmamalı. Allah'a yakın olmak istiyorsan Allah'ın istediği gibi ol. Yüreğin sevgi ile dolu olsun. Mutluluğu üreten, vücudun sağlığına bağlıdır. Dilimiz, huyumuz, hareketlerimiz hep güzel olsun ki her yer güzelliklerle dolu ola.
Mutluluğu hiç bir şarta bağlamadan yaşamak lazımdır. Mutluluk şarta bağlı olmaz. Zihnini ve zihniyetini kirletmeden yaşa ki. Yurdun mesut, yuvan bahtiyar olsun. Başkalarına muhtaç olmak zorunluluk değilse kötüdür diyerek çalış,.İraden beyin gücünü iyi yönlendirerek her anı birbirinden güzel hale getirsin, çünkü; fikrin iyisi seni Hakka götürür. Başarısızlıktan kaçınalım, başarılı olmak için adil olarak çalışmak gerekir. Güçlü yönlerimizi geliştirerek öne çıkarıp,zayıf yönlerimizin etkisini aza indirelim. Sorumluluk taşımak meziyetimiz olmalı ve neyi ne zaman nasıl yapacağımızı bilmeliyiz. Zamanın kıymetini bilerek dünyada aklın ürettiği tüketim araç ve gereçleri ile birlikte zaruri olarak vazgeçemeyeceğimiz buluşlar da ki değişimin beklediğimizden hızlı olduğunu düşünüp yapmak istediklerimizi bir an önce yapmalıyız. Yoksa sona kalan dona kalır durumuna düşeriz. Mecbur kalmadan değişmeliyiz. Planlamacı üretir, takip edemeyenlerle, değişime karşı olan da ot gibi yaşar. Eğer yaşamak istediğimiz dünyayı kendimiz planlamazsak, başkalarının planladığı şekilde yaşarız.Başarı bağışlanmaz, kazanılır.Kendinize inanın. Yaşadığınız anı bir önceki günden daha güzel yaşamalısın. Bunu yakalamaya çalış. Gerilimden, stresten uzak kalmayı becer. Sev. Daha çok sev. Adaletsizlikten nefret et. İyi olmak kolaydır, adil olmak zordur, mükemmel olma daha da zordur. Herkese adil davran, kimseye ayrıcalık tanıma ki insanlardan saygı göresin, sevgiye layık olasın. Kuş bile yuvasından sebepsiz uçmaz. Önce neyi amaçladığımızı bileceğiz. Neyi amaçladığımızı bilmediğimiz sürece, harekete geçmemiz zor olur. İstediğimiz amaca ulaşabilmek için önce sağlıklı olmak gerekir. O olmadan hiçbir şey olmaz. Hz.Ali'nin dediği gibi ''İnsan, her şeyden önce sağlığına dikkat etmeli, çünkü, her maksadın gerçekleşmesi, vücut sağlığına bağlıdır.'' Aile içi ilişkiler de çok önemlidir. Eşinle, ailenle ve arkadaşlarınla doyurucu ilişkiler yaşamak sana mutluluk verir. Kişisel gelişim de çok önemlidir. Ruhsal gelişimine önem vererek hayatını öğrenmeye ada, kendini geliştir, bu yolculukta insanları sev, onlara yarayacak şeyler üret, ilgi ve özen göster. Günümüz mutluluklar peşinde koşarak: başkalarını korumak, onlara yardımcı olmak ve huzurlu ortamlar yaratmakla geçmeli.
BİLAL GÜRER
AYVALIK 24/EYLÜL/ 2013
23 Eylül 2013 Pazartesi
20 Eylül 2013 Cuma
Analar-babalar bilmelisiniz ki en kıymetli varlıklarınız olan evlatlarınızı
evlendirirken kız tarafı olarak,erkek tarafına demelisiniz ki “Kızımız oğlunuz için elbise,Oğlan
tarafı olarak kız tarafına demelisiniz ki Oğlumuz kızınız için elbise.''
Geleneklerimize göre, evlenme çağına gelmiş olanların evlenmesi gerekir.
İnsanlar evlendikten sonra gerçek değerini kazanır. Bekarlar birer yarım insandır.
Tıpkı yarım kollu makas gibi. Evlenmede zorlama olmamalıdır; çünkü, atalarımız
demiş ki; gönülsüz pişen aş ya karın ağrıtır ya da baş. Evlenenler, bir
can ortaklığı kuracaklarını, iki bedende bir ruh olacaklarını bilmeliler.
Evlilik kalp ile aklın ortak aldığı bir karar sonunda gerçekleşmelidir. Nedeni
de evliliği beden değil, ruh sürdürür. Evlenenler, kuvvete değil; ruha eş
olmayı becerdikleri ölçüde mutlu olurlar. Sevmeden evlenenler, inanmadan
ibadet edenlerin durumuna düşer. Sevdiği eşi ve işi bulanlar, helalı-haramı
bilenler, cenneti bu dünyada yaşarlar. Aile, mimari bir eserdir. Düşünülerek ve
planlı şekilde kurulmalıdır.Planlama yapılırken eksik bir şey bırakılmamalı,
bırakırsanız birbirinizin noksanını ararsınız. Evlenme hazırlıklarını yaparken
imkanlarınız ölçüsünde önce ince ince planlar yapınız, planlarınızı yaparken
gözünüzü dört açın; evlendikten sonra gözünüzü yarı yarıya kapatmanız
gerekecektir. Evlilikte en büyük servet,huzurdur. Evlenecek çiftlerin dikkat
edeceği en önemli konu dış güzellikten ziyade,huy güzelliğine dikkat
etmeleridir. Çiftler içlerinde ki gerçek resimleri göstermeliler saklı, gizli
bir taraf bırakmamalılar. İleride huzursuzluğa konu olabilecek detaylar açıkaçık
konuşulmalı. Saklı gizli bir şey kalmamalı. Evlenecek olanlar
birbirlerinin gözüne değil ağızlarından çıkan sözlere kulakları ile bakmalı.
Böyle yapılırsa evlilik ağacına su vermiş olursunuz. Evlenecekler karşılıklı
olarak birbirlerine güvenmeliler. Güven ipek kumaş gibidir onu asla
buruşturmayın, eski haline döndürmek çok zordur.Düğünün sonu üzüntü olmasın.
Evinize, işinize, aşınıza, sevginize ve saygınıza hiç mi hiç yalan girmesin.
Yalan ile iman bir arada olamaz. Yalan çiçeklenir, ama meyve vermez. Yalan aynı
zamanda insanı alçaltır. Yalan mızrağın çuvalda saklanması gibi bir şeydir,
yalan söyleyen, yakalanmak korkusu içinde yaşayan hırsız gibidir. Ha yalan
söylemişsin, ha hırsızlık yapmışsın. Aile içi iletişimi güzelleştirmek ve
güçlendirmek için emrolunduğu gibi dosdoğru olmak gerekir. Doğru söylemek ne
kadar önemli ise doğru dinlemekte o kadar önemlidir. Bilmeliyiz ki doğru söz
kalbe temizlik getirir ve o kalp temiz düşünür.
Evlilik elbisesini giyenler için yeni bir hayat başlıyor. Bu hayat yolculuğunda analar-babalar, akrabalar, dostlar evlenenlerin huzur dolu, mutluluk dolu, sağlık dolu güzel bir hayat geçirmelerini isterler, beklerler. Bu mutluluk elbisesini giyenler; birbirinize karşı sevginizi, saygınızı esirgemeyin. Bilmelisiniz ki içinizdeki sevgi kadar, saygı kadar var olacaksınız. sevmek en güzel huyunuz olsun. Birbirinize karşı her zaman, her yerde ve durumda saygıda kusur etmeyin.Öyle bir eviniz olsun ki bu evde birbirinizi karşılarken de, uğurlarken de öyle ince,öyle edep ve hayalı olun ki, birbirinizle tekrar buluştuğunuzda içiniz en güzel, en nezih duygularla dolsun. Yaşadığınız ev ister bir kulübe olsun, ister muhteşem bir konak orayı edebinizle, hayanızla, inceliğinizle,misafir perverliğinizle, temizliğinizle, güzelliğinizle ve paylaşmanızla cennet haline getirirsiniz.Bütün bu güzellikleri komşularınızla ve herkesle paylaşmalısınız. Mutluluğu, huzuru, parada, eşyada, giyimde aramayın. Bölüşmeyi bilin ki tok olasınız. Sevme hissini israf etmeden seven olun, güzel düşünün, güzel görün. Güzel düşünenler hayattan zevk alırlar. Daima olumlu olun. Ayrım yapmadan bütün insanlar için iyilik ve güzellik isteyin. Türk töresinde ''Yaratılanı hoş gör, Yaradan'dan ötürü''anlayışı, yaşantımız olmuştur. Unutmayın, bir insan başkasının acısını duyabiliyorsa insandır.İnsanları sevin, onlara saygı duyun. Hayatın bir mücadele arenası olduğunu unutmadan her doğan güne sıfırdan başlamak gerekir. Her güne bir amaçla başlamalıyız. Hatırlayıp da üzüleceğimiz hiçbir iş yapmadan yaşamalıyız ki; dünyamız güzel, hayatımız tatlı olsun. Amacımız; kavgayı barışa, karanlığı ışığa, çirkinliği güzelliğe dönüştürebilmek, kabul ettirebilmektir. En büyük başarı kendimizi düşmanımıza bile sevdirebilmek, saydırabilmek, ondan bir dost kazanabilmek olmalıdır. İlim ve hüner öğrenme peşinde koşmalıyız. Bilmeliyiz ki; ilim aklın, ibadet kalbin gıdasıdır. Bilgi, insanı güzelleştirir. Öğrendiğin ilimin kafanda durması önemli değildir, mühim olan fayda vermesidir. Hayat, her şeye rağmen yürüyenlerindir. Hayat hiçbir zaman geriye adım atmaz.Amacımız, her doğan günü daha iyi,daha güzel yaşamak olmalı, anlamı ve faydası olan işlerle uğraşarak acıyı bal yapmalıyız. Her sabah dünya yeniden kuruluyor. Dün geçip gitti, gelmez de, getiremezsin de; ama acı, ama tatlı. Yarının da nelere gebe olduğunu bilemeyiz. Ama şu an yaşıyoruz. Mühim olan, yaşadığımız anı en güzel, en hayırlı, insanlığa en yararlı işlerle geçirmeyelim. Dün de kalan ve kaçırdığımız güzellikleri bugün neden yapmayalım. Allah yarattığı her şeyi insan olarak senin için yarattığına göre yaşamak veya sahip olmak, bilmek, anlamak, idrak etmek demek değildir. Farkına varılamayan şeyler bizim için yok demektir. Bak ama, baktığını gören ol. Bakmasını bilmezsen göremezsin. Yapamayanlara bakmayın o zaman sizde istediklerinizi yaparsınız. Tekrarı yok bazı şeylerin hayat gibi, ömür gibi, aşk gibi. Bunları güzelliklerle öyle doludolu yaşayalım ki ileride hatıra olarak anlatalım.
Evlilik elbisesini giyenler; mutlu olan, başkalarını da mutlu eder. İyi yaşamak önemli değil, yaşamayı iyi bitirmek önemlidir.En azla yetinmeye ve bundan bile mutluluk çıkarmaya çalışırsak mutlu oluruz. Erkek bazen sağır, bayan bazen kör olabilmelidir. Bu körlük ve sağırlık gelincik ömrü kadar kısa, mutlulukda bir ömür kadar uzun olmalıdır. Gül yüzünüzden tebessüm hiç eksik olmasın. Bir güzelliği görmek, bilmek ve değerlendirmek çok önemlidir. Hayatta birisini sevmek ve onun tarafından sevilmek kadar güzel bir şey olabilir mi? İnsanlar hayatta sevgileri kadar vardırlar. Sevginin doldurduğu bir kalp Allah'a daha yakındır. Yunus,''taş gönülden ne biter?'' der.Ancak sevgi ve saygıyla, edep ve incelikle dolu kalpler mutluluğu sağlayan rahmet ve bereketi görebilirler. İşte o zaman, hayat yaşanmaya değer. Gerilimden,stresten,huzuru bozan her şeyden uzak kalmalıyız. Sevmeliyiz. Daha çok sevmeliyiz. Sevmek, sevdiğinin hayatını yaşamaktır. Allah'ın içimize koyduğu en büyük nimet olan ve içimizi aydınlatan dünyamızın ikinci güneşi batmasın. Ruhu güzel olanlar sever. Evlilik elbisesini giyenler ''sevgi öyle bir ilaçtır ki; hem vereni, hem de alanı iyileştirir.''Sevin ve sevimli olun.
BİLAL GÜRER
AYVALIK
19 EYLÜL
2013
18 Eylül 2013 Çarşamba
9 Eylül 2013 Pazartesi
DİPLOMA VE SONRASI
DİPLOMA VE SONRASI
Yaşamımızdaki başarı ve başarısızlıklarımızın temelinin atıldığı yerdir mahrem olan evimiz ve toplumun eğitim-öğretim görüp, sevgiyi, saygıyı, temizliği, hakkı, hukuku, sorumluluğu,sorumsuzluğu, geçinmeyi, geçimsizliği, başarıya nasıl ulaşacağımızı , beraber iş yapmayı, çevremizi temiz tutmayı, toplumsal kurallara uyum sağlamayı, vatan sevgisini, milli kültürümüzü ve insanlaşma da gerekli olan eğitimin ilk adımının atıldığı yerdir evimiz ve okullarımız. Fırsat
eşitsizlikleri, bölgeler arasındaki dengesizlikler, fiziki alan eksiklikleri çok sayıda noksanların olduğu, sosyal, kültürel ve sportif faaliyetlerin olmadığı okullar açılıyor. Devamlı değişen sınav sistemiyle seçerek aldığımız maliyeti yüksek öğrencileri robot gibi yapıp hayata hazırlasın dediğimiz öğretmenleri nasıl seçiyoruz? Benden olsun da nasıl olursa olsun anlayışı ile atanmış, formasyon olarak yetersiz öğretmenler. Liyakat ve kabiliyetin esas alınmadığı atamalarla oluşturulmuş idari ve öğretim kadroları. Devamlı değişen sistem değişiklikleri ve onun oluşturduğu kargaşalar. Daha sayılamayacak kadar çok çarpıklıklar ile dolu bir öğretim sisteminin içinden maddi ve manevi yokluklar
içinde çocukları bir iş sahibi olsun diye çırpınıp duran aileler. Bütün bu çabalar ayarı ne olursa olsun ama adı altın olsun dediğimiz diploma.Aklını iyi kullanarak kazandığı imtihanları başararak alınan belgedir
diploma. Ama ayarı en yüksek altın ayarı düşük altına göre ne kadar kıymetli ve her zaman bir adım önde ise diplomada öyledir. Bütün bu acı tablo okul öncesinden üniversiteye kadar aşağı yukarı aynı. Ailemize ve milletimize maliyeti çok yüksek olan diplomayı aldık diyen vatan evladı hayata atılmak için tam manasıyla donanımlı mı acaba? Diploma
almakla hayatta başarılı olacak mı acaba? Oysa pek az insan hayatta büyük
işler yapar, ama büyük çoğunluk küçük işleri çok iyi yapar. Milletimizin
diplomalılardan beklentileri ne? Bu beklentilerin ne kadarına karşılık
verebiliyor diplomalılar. Diploma sahipleri diyor ki; Diploma almak için
öğrendiklerimizi, bilgilerimizi devamlı artırmak
için gayret sarf etmezsek milletin bizden beklediklerini karşılık veremeyiz.
Hayat devam ettikçe, her zaman bir yenilenme fırsatının olduğunu bilerek,
bilgilerimizi geliştirerek biçimlendirip sahip olabileceğimiz bir geleceği
bizim yapmamız lazım..
Milletimiz diplomalılara, aydın gözü ile bakmaktadır. Diplomaya sahip
olmak insanın aydın olması için yeterli de olmaz delil de olamaz. Aydın değişmekten korkmamalı.
Bilim ve akıl dünyada önemli değişiklikler meydana getiriyor. Dünyada olup
bitenleri iyi görüp neden ben de dünyadaki ilim ve teknikteki gelişmeleri ben
de yapabilirim demiyoruz. Hayatta en zor şey amaçsız insanlarla birlikte
yaşamaktır. Çünkü bilgisiz adam inandırıldı mı anlayamadığına tapar. Nasıl bilgisizlerin
eğlencesi mal ve serveti ise, aydının da diploma ile kazandığı ilim ve irfan da
onun sonu gelmeyen malıdır, servetidir. Cahiller mallarının varlıkları ile
övünürler aydınlar da topluma faydalı işler yaparak ölümsüzleşirler. Bu
dünyadan o kadar korkuluk geldi gitti ama anılan, konuşulan, eserleri elden
ele, dilden dile dolaşan, meydana getirdiği eserler, gezilen dolaşılan, müzelerde sergilenen eserler
kimler tarafından meydana getirilmiştir. Elbette ki bu eserler asıl hüner
sahibi, kendisini devamlı yenileyen
bilgeler tarafından meydana getirilmiştir. Bu bilgeler ve sanatkarlar önce milletlerine sonra
da insanlığa köle oldular. Şimdi de insanlığa sultan.
Muhakkak ki ilmin, alimliğin,
sanatkarlığın sınırı yoktur. Her ilim, her ihtisas devamlı gelişme halinde. Her
gün yeni keşifler yapılmakta, yeni teoriler ortaya atılmakta, yeni müesseseler
oluşmakta. Zamanımızda bütün ilim ve sanat dalları akıllara durgunluk verecek
şekilde gelişiyor. Ama bütün bu gelişmeler bilgisini, kültürünü, araştırmalarını
bir taraftan da çalışma prensip ve kanaatlerini geliştiren aydın dediğimiz
diplomalı veya diplomasız sanatkarlar tarafından gerçekleştirilmektedir. Her
gelişme hakkında bilgi sahibi olmak elbette mümkün değildir. Ama aydınım diyen
insan uğraştığı alanda kendisini devamlı olarak geliştirmek, alanı ile ilgili
dünyada yapılan çalışmaları, gelişmeleri takip etmek zorundadır. Bir taraftan
da genel kültürünü genişletmelidir. Bunun için de okumalı, devamlı okumalı. İlim
öyle bir denizdir ki ben biliyorum diyen cahilin ta kendisidir. İlim aşığı,
aşık olduğu ilim yolunda hayatını cömertçe harcar. İlim ile uğraşmaktan zevk
alanlar sayesinde ölmez eserler meydana gelir. Allah’tan başka en çok ilme
değer verenlerin aklının ve yüreğindeki ışığın ürettiği bilgilerle gelişen
medeniyet sayesinde mutlu değilmiyiz? İyi
bir araştırmacı ve aynı zamanda ilmini cömertçe başkaları ile paylaşmaktan zevk
alanlar ilim nuru ile etraflarını aydınlatmalılar ki bu ilimlerden
faydalanmak isteyenler faydalansın. İnsan hem yapan, hem bozan, hem seven, hem
kıran bir varlıktır. İnsanın değeri milletine verdikleri ile ölçülür, sahip oldukları
ile değil. Öğrenme ve öğrendiklerimizle topluma hizmet hevesimizi canlı tutup
yılmadan çoğaltmalıyız.
Dünya
da bilim ve aklı asırlar önce kullanmaya başlayan milletler, elektrik ve
elektronikte, tıpta, akıllara durgunluk veren akıllıların ürettikleri, bilgisayar ve haberleşme
de ki gelişmeler, uydu ve yeraltı zenginliklerinin fotoğraflarının çekimleri, fizikte, kimyada, biyolojide, genetikte, edebiyatta, matematikte, felsefede, mantıkta, sosyolojide daha bir çok alanda yapılan çalışmalar sonucunda insanlığa ve ülkelerine hizmet etmektedirler. Yeni yeni icatlar her gün piyasaya sunulmakta. Hayatı kolaylaştıran ve geniş
pazarlar bulabilen bu ürünler, diplomalarını geliştirenlerin sayesinde ülkelerine
önemli ölçüde milli gelir sağlamaktadır. Akıl ve bilim sayesinde devamlı gelişme sağlayan bu ülkelerin bilim adamları diğer ülkelerin pazarlarını ele geçirerek ülkelerine çok önemli ekonomik katkı da bulunmaktadırlar. Devletler her insanının eğitimde gelişmeleri takip etmesine imkan sağlamalı ve vatandaşının önünü açmalıdır. Yeter ki öğren ve öğrendiklerinden toplum istifade etsin demelidir. Her diploma sahibi diplomasının geçmişi hakkında
bilgi sahibi olmalıdır. Diplomasının tarihi, iktisadi, felsefi, sosyolojik ve
kültürel hayatımız üzerindeki etkilerini iyi bilmelidir. Diploması ile ilgili dünyadaki gelişmeleri takip etmelidir. Diploma sahibi olarak
görevlerinizi yaparken her işinizde adalet ve ahlakı yanyana yürütmek göreviniz
olmalı. Adaletsizlik, haksızlık ve zulmün olduğu yerde insanın ruhu ve gururu
incinir. Diplomalıların görevi bulundukları yerde zayıfları kuvvetlilere, haklıları haksızlara karşı korumaları gerekmektedir. Nasıl bir dünya da yaşamak
istiyorsak onu biz düşüncelerimizle oluştururuz. Biz olayları kontrol eden bir
dünyayı oluşturamıyorsak olaylar bizi kontrolü altına alır. İpleri elinde tutan
kazanır. Ne kadar mutlu olmaya karar vermişsek o kadar mutlu oluruz. Bunun için de çalış,çalış daha çok çalış. Başarısızlık yoktur, başkalarının yaptığı ve başardığı işi sende başarabileceğinin farkında olarak aklı iyi kullanman gerekir. Mehmet Akif Ersoy'un medeniyet hakkında dediği gibi 'işleri var dinimiz gibi, dinleri var işimiz gibi' Bizim de medeniyete katkıda bulunma mecburiyetimiz olduğunun bilinci de olmak zorundayız.
Geleceğimizi aklın ve ilmin ürettiği malzemelerle kurarken, mutluluk
veya felaketimizi kendi ellerimizle oluşturacağız. Biz seçeceğiz geleceğimizi
ve hazırlayacağız yaşamak istediğimiz dünyamızı. Diplomalılar; gittiğiniz her
yerde başarı, sağlık, sevinç ışınları yayın, ümit ve cesaret ışıkları saçan
insanlardan biri de siz olun. Unutmayın; zayıfları kuvvetlendiren insan’’Dünyanın ışığı’’
olarak anılmaya değerdir. Yapacağınız her işinizi severek yapın. Sevginin bir şifa kudreti olduğunu, ahenk,
güzellik,doğruluk fikirlerinin hayatı yükselttiğini, güzelleştirdiğini, biçimlendirip şekillendirdiğini bilelim. Sahip olabileceğimiz bir gelecekte yaşamak bizim elimizde. Yapacağımız her işte sevginin içten ve samimi olması önemlidir. Zaten içten gelmeyen ve samimi olmayan şey, sevgi değildir. Fikir vücuda hakim olup orada sevgi sevgiyi
çeksin
BİLAL GÜRER
AYVALIK 09/ 09/ 2013.
BİLAL GÜRER
AYVALIK 09/ 09/ 2013.
24 Ağustos 2013 Cumartesi
26.AĞUSTOS 1071 30.AĞUSTOS
1922
ORDU – MİLLET ANADOLU’YU VATAN YAPARKEN
Türk
tarihi hiçbir milletinkiyle kıyaslanamayacak kadar eşsiz zaferlerle doludur.
Zaferle neticelenen büyük meydan savaşları genelde Ağustos ayına tesadüf
ediyor. Önemi büyük olan iki zafer var ki diğerlerinden daha büyük önem
arzetmektedir. Malazgirt meydan savaşı (26-Ağustos-1071) Dumlupınar meydan
savaşı (26-30-Ağustos-1922) Birincisinde 942 yıl önce Anadolu Türk vatanı
olmaya başlamış. Türk milleti ordu-millet anlayışı ile Anadolu’yu (1071- 26
)Ağustosundan beri kendisine vatan edinmişti. Anadolu, İki kıta arasında köprü,
doğudan batıya her zerresi bir cana bedel. Türk milleti için o artık yakut taşı kadar kıymetli olmuştu. Bu topraklarda yaşayanlar renk, dil, din, soy ve geçmiş farkı gözetilmeksizin
emanet artık Türk’e. Anadolu'ya yerleşen Türk’te insanlık sevgisiyle kendisi için ne istiyorsa, ne yapıyorsa idaresi altında olanlara da onu istiyordu, yapıyordu. Taşıyordu uzak yakın demeden Anadolu’ya adalet, medeniyet,
bereket tarihte. Öyle kanlı savaşlara sahne oldu ki tarihte Anadolu..
Malını, kanını ve canlarını vere vere geldi.
1914 dünya savaşına.
Anadolu, yurttaşlarının eşitlik ve mutluluğu paylaştığı yurt,
Dünyanın direği ve yüreği olan ülke
Yüz binlerce cana kıyan savaş 1914 yılında başlamıştı,
Üç kıta da yokluklar içinde savaşacaktı '' Türk''yedi düvelle.
İhtirastan gözü dönmüş lokma arayan devletler birbirine girmişti.
İhtirastan gözü dönmüş lokma arayan devletler birbirine girmişti.
Harp ilanları; aşk mektupları gibi art arda devam ediyor,
Kıt'alar birbirine çarpıyordu.
Harbin merkezi doğu ve batı cephelerinde toplanmıştı.
Karşı karşıya kaldığımız durumu,
Harbin merkezi doğu ve batı cephelerinde toplanmıştı.
Karşı karşıya kaldığımız durumu,
Değiştirmek için tek çare ''ordu-millet'' olup savaşmaktı.
Birinci Dünya savaşı galiplerinin amacı şöyleydi:
Birinci Dünya savaşı galiplerinin amacı şöyleydi:
Türklüğü hançerleyip,Türk Milletini yok etmekti gayeleri
Nefreti, intikamı şahlanmış
yüzyılların,
Anadolu’yu taksim,
Onlar için tek murat ve ellerine geçti
İlk defa büyük fırsat.
Mondros’ta, Sevr’de darağacı kurdular,
‘’Hasta adam’’adını verdikleri aslanı
Asmaya kararlılar
Sözde Avrupalılar
Üç kıtada dört yıldır süren savaş bitmişti. Yenilmediğimiz
halde, ortaklarımız yenildiği için yenik sayılmış ve Mondros ateşkesini
imzalamak zorunda kalmıştık. Anadolu yıllar süren savaşlarda yüz binlerce
insanını şehit vermiş, on binlerce insan da sakat kalmıştı. Kıtlık, yokluk,
yoksulluk diz boyuydu. Bütün bunlara rağmen paydos mu diyecektik. Anadolu’da
başlar eğik, yürekler yas içinde…Ama; Türk millet olanları içine sindiremedi ve dedi
ki, ordumuz dağıtılsa da, gemilerimize, cephaneliklerimize el konulsa da
mermilerimiz düşman elinde olsa da :Acıya tepki vererek,acının yaratıcı gücüyle geleceğimizi belirlemek olanlara ve olacaklara karşı sessiz kalmak intihar olacaktı. Tüm dertlerin ilacı vatan aşkı olunca:
Türk milleti, olanlara bitenlere karşı
Tek vücut olup, yarı çıplak
yarı tok,
‘’Korkunun ecele faydası yok’’
16 Ağustos 2013 Cuma
HAYATIN GAYESİ
Hayatınız boyunca muhteşem dostlara, örnek davranışlarından yararlanacağınız ve kendilerini rehber olarak seçeceğiniz kişilerle bir olma şansına sahip olun…
Hayatınız boyunca muhteşem dostlara, örnek davranışlarından yararlanacağınız ve kendilerini rehber olarak seçeceğiniz kişilerle bir olma şansına sahip olun…
Hayat tam bir takım oyunudur. Yaşamınız boyunca çok sayıda insanın desteğini, yardımını ve teşvikini almadığınız sürece kayda değer bir şey yapmak mümkün olamaz. Birlikten kuvvet doğduğunu her aklı-selim bilir. Başarı; birlik, bilgi, gayret, iman ve paylaşmasını bilmekle elde edilir. Bunları gerçekleştirenlerin mağlup olmayacağını bilmemiz halinde de, özlediğimiz yaşamı gerçekleştirebiliriz.
Ter kokan başarı tatlıdır. Bu da hayatı güzel yaşamamızı sağlar. Gönlümüzce geçirdiğimiz hayat bizi mutluluğa götürür. Bu da sağlıklı ve zinde olmakla gerçekleşir. Çünkü sağlık olmadan hiçbir şey olmaz. Toplum içinde ki ilişkilerimiz mutlu yâda mutsuz yaşamamızı sağlar. Bunları etrafımızı çevreleyenlerle elde edebiliriz. Bunlar gıda gibidir, ilaç gibidir, zehir gibidir, gıdadan vazgeçmek mümkün değil, ilaca ara sıra muhtaç olursun, zehrin her türlüsünden de kaçman gerekir.
Hilenin ve hasedin kol gezdiği çevreden uzak durmakla mutlu yaşama ulaşılır. İdeal yaşamak için, kişisel gelişimimizi tamamlamak çok önemlidir. İnsan olarak dünyayı öğrenmek, baş döndürücü gelişmeleri, ayak oyunlarını, bilhassa bilgi dünyasında ki gelişmeleri yakından takip etmek, hayatımızı öğrenmeye adamak bundan da mutluluk duymak gerekir.
Ruhsal gelişim ideal yaşamın şartlarındandır. Duyarlı ve düşünen bir beyin, üzerine düşen görev ne ise onu bilir, anlar ve faydalı işler yaparak yaşamış olur. İnsan olarak ülkeye ve dünyaya katkıda bulunmak için dünyadaki gelişmeleri iyi görmemiz gerekir. Ve ben daha iyisini nasıl yaparımım gayretinde olunmalıdır.
Sosyal duyarlılıkla insan kendi kendini yönetmeli, nefsin kirlerinden arınmış bir kalp ile maddi ihtiyaçlarını da kazanmalı. Ekonomik gücünün sayesinde, kendini maddeten güvende hissetmelidir. Fakirlik idealimizdekini yaşamamızı engeller. Yoksulluk kemer sıktırır, ahlak ve namusun gevşemesine sebep olur. Örf ve adetler de engelleyici faktör olma özelliğini yitirince, yoksulluk rüzgârı, her tozdan önce fazileti süpürür ve yok eder.
İki türlü fakirlik vardır. Manevi fakirlik ve maddi fakirlik. Ne dünyayı red ve terk ederek yaşayacağız, ne de dünya malına sahip olmak için insanlıktan çıkacağız. Birisi alt çene diğeri de üst çene. Birisi olmadan diğeri bir işe yaramaz. Bizim İslam anlayışımıza göre dünyayı imar görevi insana verilmiştir. İster dünyayı cennete, ister cehenneme çevir... Bu senin elinde. Zenginler ve yoksullar arasında sosyal yardımlaşma müesseseleri ile sosyo-ekonomik güvenliğin sağlanması için kurulan köprülerle toplumda hayatlarını zor şartlar altında sürdüren yoksullara, yetimlere ve muhtaçlara ideal hayat şartlarında yaşayabilmeleri için uygun ortam sağlanmıştır.
Hayatı güzel veya çirkin yapan biziz. Yeter ki ondan olmayacak şeyler istemeyelim. Yaşamanın gayesi, hem yaşamayı hem de yaşatmayı şerefle başarmakla gerçekleşir. Eğer ömrünüzü değeri olan işlere, insanlığı mutlu edecek çalışmalara, gerçek sevgilere, öldükten sonrada yaşayacak eserler bırakmak için geçirirseniz hayatı yaşamış sayılırsınız. Faydası olmadan yaşadığın hayat öldükten sonra seninle gömülür. Hayatta daima acı ile tatlı karışık olarak yaşanır. Onun için acı çektirecek çirkinliklerden korumak ve korunmak bizim yaşama biçimimiz olmalı.
Yaşamınız boyunca adil olun… İnsanlar adaletsizlikten nefret ederler. Her türlü durumda adil ol, kimseye ayrıcalık tanıma. Dünya ahrete böyle götürülür. Doğruluğu arayarak, doğru işler yaparak yaşamak lazım. Doğru söyleyen, yanlışlara yanlış diyen olalım da varsın bunu yapana aptal desinler. Bilmeliyiz ki, kap temiz değilse içine koyduğun her şey bozulur. Yeni nesli hayata hazırlarken, temiz duygulu, doğru yol gösterici, iyi ve bilge öğreticilere teslim etmeliyiz. O zaman istediği hayatı zevk ve neşe içinde yaşama şansına sahip olur. Unutulmamalıdır ki, ''güler yüz altın anahtardır''.
Kötü alışkanlıklara esir olmadan yaşamak lazım. Kötü alışkanlıklar yavaş yavaş, sinsi sinsi içimize ilk adımını atar. Oraya yerleşip kökleşti mi, öyle azılı, öyle amansız bir yüz takınır ki, kendisine gözlerimizi dahi kaldırmamıza izin vermez ve onun esiri oluruz. Zalimlikler, zorbalıklar, döneklikler ve güzel alışkanlıkların tohumları çocuk yaşta filizlenir sonra büyür ve gelişir. Ağaca şekil fidanken verilir. Ağaç yaş iken eğilir. Bir amaç için yaşayan ve o amaca ulaşmak isteyen, kendine ve herkese dost olan insanlar olmalı çocuklarımız.
Başarının sahibi çok olur. Ya suçların, olumsuzlukların ve başarısızlıkların? Bunlara kimse sahip çıkmaz. Dünya nimetlerini zekânızı iyi kullanarak elde edebilirsiniz. Hatta bir gram zekânızla oluşumu asırlar alan, toplumların yaşamında önemli olan kültürü de bozabilirsiniz. Allah yaşamamız için her şeyi yaratmış. İnsan hangi yaşta, mevkide olursa olsun yaptığı ve yapacağı işler de en iyi olmak zorunda olduğunu bilerek yaşamalı. Yapılan her işe ressamın resim yaparken gösterdiği özeni göstermeli. Her işimizde ''ahlaki'' değerler ön planda olmalıdır. Yaşayışımıza dirlik düzen hâkim olmalı. Dik kafalı da, inatçı da, sabit fikirli de olmadan yaşamak gerekir. Ne cimri, ne kıskanç, ne müsrif, ne kararsız, ne sıkıcı, ne aptal, ne sorumsuz, ne de yalancı ol. Mevlana'nın ''ya göründüğün gibi ol ya da olduğun gibi görün'', sözü ne kadar önemli bir söz. Görevimiz neme lazımcı olmadan gördüğümüz ayıpları düzeltmek, kötü davranışlara ve işlere karşı çıkmak olmalıdır.
Dostluğun gerçek olanını yaşayın. Dostunu kendine çekmekten çok, kendin onun için daha fazla fedakârlık yapmaya çalış. Kendini bilen, alçak gönüllü olan, kendine güvenen, bilgi ve doğruluğun savunucusu olarak büyüklük duygusuna karşı olan, olarak yaşa. Allah sevgisi kalbe ait bir olaydır. Allah'ı tam olarak sevmek insanın şahsiyetinde olumlu değişiklere yol açar. Onu, olgun ve kabiliyet sahibi bir insan haline getirir.
Allah’a hakiki kul olarak yaşa ki, mutlu olasın.
Bilal GÜRER
alık 15.08.2013
11 Ağustos 2013 Pazar
BAYRAM BİTTİ
Kimliğimizin önemli bir parçası olan Ramazan Bayramını gelecek
nesillere örnek olacak ve izler bırakacak şekilde kutladık mı acaba?
Merhamet duygularımızı daha da
kuvvetlendirerek, hayır kapılarını hiç kapanmadan
açık bırakmayı sağlayabildik mi acaba?
Kötü arzu ve isteklerin olmaması için vicdanımızı daha da
kuvvetlendirebildik mi acaba?
Kırık kalpleri ve solgun yüzleri
güldürmek, onları sevindirmek için arayış
içinde olduk mu acaba?
İyilik yapmak, aç doyurmak, çıplak giydirmek için, ruhumuzu ve
nefsimizi temizleyerek yüzü açık, anlı pak garibanları arayıp bulduk mu
acaba?
Unuttuklarımızı hatırladık mı acaba?
Yitirdiklerimizi kabirleri başında, eski
mutlu günleri unutmayıp aklımızda olduklarını
birkaç damla gözyaşı ve dualarla andık mı acaba?
Kırdıklarımızın bizi affetmesi için çabamız oldu mu acaba?
Ya şu üç günlük dünyada mal ve makam için nefislerine uyarak gönül
kıranların, üzenlerin af isteklerini bağışlamak için ne düşündük
acaba?
Sevdiklerimize sevdiğimizi, unutmadığımızı, her
günü günahsız geçirmek için çaba harcamalarını
söyledik mi acaba?
Samimi duygularla Allah rızası
için’’yardım’’örgütlerine fitre ve zekâtımızı
verdik mi, iyi niyetle yaptığımız yardımlarla, kimler ne
bayramlar kutluyor, yardımımız amacına ulaştı mı acaba?
Bayram geldi ve gitti.
Yaşadıklarımızın az da olsa tadını alabilmek güzel olmalı.
Yardımını ‘’Allah rızası için’’deyip verenlere, alın teriyle
kazandıklarından açları doyuranlara, toplumun sırtından geçinmeden helalinden
kazandıklarıyla dua alanlara, cimrilikten, dünya
malına tutkunluk duygularından kurtulup yoksulları, kimsesizleri
sevindirenlere ne mutlu…
Ya bugün?
Bayram gelse de, bayramı değil
tatili nerede geçirelim, nerede iyi eğleniriz
diyenler az değil(!).
Telefon açarım, mesaj atarım, internetten
mail ile yazışırım… Bu bayramda böyle
geçer, diyenlere ne demeli? Bayramı töremizin gerekleri ile
kutlayanlar da, nerede o eski bayramlar deyip dursun. Geçmişte
kalan özlemlerini ve hasretlerini anlatır
büyüklerimiz. Bayram namazından sonraki o bayramlaşmaları…
Oradaki zariflikleri… İsrafın olmadığı ve yoksulların
da düşünülerek yaptırılan bayramlık giysileri... Bayram için hazırlanan yemek
ve o büyük ikram sofralarında ki mutlulukları... Uzaktan gelenlerle
yapılan sohbetleri...
Harçlık vermek zenginin süsüymüş.
Ziyaretler sevginin, saygının gülüymüş.
Mazeretler gelmeyenin suçuymuş. Çorba bile misafiri özlermiş,
gelsin diye yollarını beklermiş. Zengin fakir karışırmış, olmazmış
insanlar arasında farklar...
Bayramlar;
Zalimin zulmünü yensin, öfkenin çığlığa dönmesini
engellesin.
Allah’a iyi bir kul, ülkesi ve
milletini seven tertemiz yürekli insanlar
olarak yaşmamızı sağlasın.
Ülkemizde ilmin gelişmesini, bilginin
insanları güzelleştirmesini, sanatın gelişmesini sağlasın.
Sosyal ahlakın yücelmesini, fakir, yoksul, dul, yetim ve
gariplerin düşünülmesini sağlasın.
Nefsin esaretinden kurtulmuş olarak kimseye kötülük ve eza
vermeyelim.
Başkasının eza ve kötülüğüne sabredelim.
Adil olalım. Dilimizi ve kalemimizi
iyi kullanalım, vurup yaralamasın… Zira o
yara dikiş tutmaz.
Mutlu olmak ve mutlu yaşamak için üç şeyi unutmamak gerekir…
’’İnanç - umut ve sevgi.’’
Üçünün arasında da en büyüğü
’’sevgidir.’’ Kullanılmakla azalmayan tek enerji
kaynağı sevgidir. Birçok şeyi inançla seven insanlar için cennet
hayatın ta kendisidir.
Ne kadar çok şeyi büyük bir
hevesle seversek, cenneti şu anda yaşamaya
o kadar yaklaşmış oluruz.
Hepimiz her iki cihanda da cennette olalım. Her günümüzü bayram
gibi yaşayalım.
Bilal GÜRER
Ayvalık 11.08.2013
Kaydol:
Yorumlar (Atom)


