7 Mayıs 2016 Cumartesi

BAŞIMIZIN TACI ANNELERİMİZDİR;

İnsan Gözünün İlk Gördüğü: “Annesidir”

İnsan dünyaya geldiği ve gözünü açtığı zaman karşısında ilk gördüğü annesidir...sevgiyi her acının, her ''sorunun'' en önemli çözüm yolu görerek hakiki ve kalıcı sevgilerin ateşiyle yanmayı, her acıya katlanan ve iyi evlat olmamızın inceliklerini öğreten annelerimizdir...

Yavrusunun kokusunu hissetmediği, yavrusunu kollarına almadığı zaman mutsuz olan, yavrusu uyumadan uyuyamayan O'ndan önce uyanan, ne yapsak hakkını ödeyemeyeceğimiz,annemizdir...

Fedakâr ve sabırlı olarak hep verici olan, her zorluğu yenerek çocuğuna değer veren ve bunu hissettiren, .gülüşünü hiç eksik etmeyen, yavrusunun içini sevgiyle dolduran,bunun için de cennetin ayaklarının altına serildiği varlık annemizdir…

Ağladığımızda ağlayan, güldüğümüzde gülen, hastalığımızda geceleri hiç uyumadan başımızda bekleyen, hatta “Allah'ım yavrumun hastalığını bana ver” diyecek kadar yavrusuna şefkat gösteren annemizdir…

Hayatta başarılı olmamız için ayaklarımızın üzerinde durmayı öğretmeye çalışan,her zaman iyiliğimizi isteyen, iyi huylu,becerikli,aklı başında,neşeli bireyler olmamızı ve ayağımıza bir diken parçasının bile batmasına razı olmayan annelerimizdir…

Güler yüzlü ve tatlı dilli olmayı, asık surat ve sert sözlerle insanları incitip kırmamayı, hayatta başarılı olmamızın yolunun çok çalışmaktan geçtiğini,yaşamak için iyi şeyler yapmaya koşmayı öğreten annelerimizdir,

Mutluluğa ulaşmak için nezaket ve zarafeti,çevremizdekilere yardım etmenin zevkini,örf ve adetlerimize göre saygısızlık ifade eden davranışları yapmamızın üzüntülere yol açacağını öğreten annelerimizdir,

Sevmeyi bilmeyi,arkadaşlar edinmeyi,hedefe sahip bir birey olmayı, kendimize güvenmeyi , zamanın değerini öğreten annemizdir.

Doğruyu söylemekten asla çekinmemeyi,kapımızı çalan fakir,zayıf ve misafir kim olursa olsun geri çevirmemeyi, yüreklerimizden sevgi ve merhametin eksilmemesini, sadakat,vefa,saygı ve sevgiyi yaşamayı, yaşatmayı öğreten annelerimizdir,

Yaşamak için yemeyi, yemek için yaşamamayı,kimseye kul,köle olmamayı, kardeşlerimizi ve başkalarını kıskanmamayı,kimsede ayıp,kusur aramamayı varsa düzeltilmesine çalışmayı,gösterişten hoşlanmamayı öğreten annemizdir,

Sevgi,güven ve bağlılık duygularını geliştirmek için birbirimizin sevinç ve üzüntülerini paylaşmayı,herkesin hakkını hukukunu korumayı,görüş ayrılıkları yüzünden kavga etmemeyi,edeceksek Ülke bütünlüğü, Özgürlük ve Bayrak için ‘’ortak iyi’’ için etmeyi öğreten annemizdir,

Kendimize güvenmeyi,fedakâr ve sabırlı olarak hep paylaşmayı,esnek olmayı,inatçı olmamayı,olumlu düşünmeyi,diyaloğa açık olmayı,en güzel şeyin şefkatli olmak olduğunu,en güzel şeyin iyilik yapmak ve cahillerden uzak durmak olduğunu öğreten annemizdir. O ilk ve son öğretmenimizdir. 

Ya bugün?

Anne sevgisi, sevgilerin en güzelidir diyerek annelerimiz için ne yapıyoruz?

Ömür boyu sevgiye, saygıya, hizmete ve hürmete layık olan en yüce varlık bildiğimiz annelerimiz için ne yapıyoruz?

Karşılık beklemeden ‘’of !’’ bile demeden layıkıyla sevebiliyor muyuz?

Pişmanlıklara yol açacak durumlara yer vermemek için çok sevdiğimiz annelerimize cenneti bu her şartta bu dünyada yaşatmayı,her acılarını tatlıya,hüzünlerini mutluluğa çevirmeyi,dertlerine derman olmaktan zevk almalıyız,

Azap içinde ölmemek istiyorsak merhametli olmamazı,sevginin sevgiyle çoğaldığını bizlere öğreten annelerimizi layıkıyla sevmeli, onları her zaman hatırlamalı, en güzel şekilde hizmet etmeliyiz, alçak gönüllülükle üzerine kanat germeliyiz,

TÖREMİZDE;

‘’Sen olmaz isen ne tek bir can,ne tek yiğit ne de insan,çilekeş TÜRK kadını sen gül ki gülsün VATAN’’ anlayışı vardı ama son 20 yıldır Analar ne yazık ki ya azarlanıyor ya da acısı artarak yavrusunun ardından ağlıyor.

Hak her zaman doğruya yardımcıdır.

BİLAL GÜRER

3 Mayıs 2016 Salı



GAFLETE DÜŞMEMEK İÇİN;

''İNSAN OLANIN DUYAN BİR KALBİ VE DERDİ OLMALI, 
DERDİ DE İNSANA ACI ÇEKTİREN HER HAKSIZLIĞA KARŞI ÇIKMAK OLMALI,
OLANLAR KARŞISINDA DA UYUMAMALI,''
Mühim olan insanların nelere kıymet verdiğidir,insan,ne duyarsa,ne görürse,ne hissederse ona göre duyar,görür ve hisseder,insan olarak iyi yaşamaya çalışırken başkalarının da iyi yaşaması,yaşamlarını kendisinin yönetmesi için çaba sarf eden olmak gerekir.
Barış ve sevginin birleştiği, dostlukların daha çok büyüdüğü, hoşgörünün arttığı,hüzünlerin azaldığı, mutlu ve umutlu nice hayırlı,güzelliklere vesile olan günleri kendimiz ile yüzleşerek yaşamak için;
İnsan,hoş olmayan her düşüncenin,bir kötülüğe,sebep olacağını düşünerek hayatımızın olumsuz yönde değişmemesi için insanların iki cihanda da yüzünüzün ak olması için her şeyden vazgeçse de, haysiyetinden asla  vazgeçmeyeceğini bilmelidir.
Yoksulların elinden tutup kaldırmak,fırsat eşitliğinde zirveye çıkmak istiyorsak,paranın,makamın şaşkını,düşkünü,kölesi olup ahlak değerlerini yıkmamak için gaflete düşmemek gerekir,
Hz.Muhammed demiş ki;
İIim yapmak, ameIden hayırIıdır. Dinin kıvamı da verağdadır. AIim iImi az da oIsa, iImi iIe ameI edendir.
Hakkın diIe getiriImesi gereken yerde susan, diIsiz şeytandır.
AdaIet oImadıkça;
Yönetimin faydası oImaz.
Edep oImadıkça; AsaIetin faydası oImaz.
CömertIik oImadıkça; ZenginIiğin faydası oImaz.
Güven oImadıkça; Sevincin faydası oImaz.
Kanaat oImadıkça; FakirIiğin faydası oImaz.
AIçak gönüIIü oImadıkça; YükseImenin faydası olmaz.
Hz Ebubekir demiş ki;
DoğruIuk emanet, yaIancıIık hıyanettir.
Hz Ömer demiş ki;
Gözü haramdan korumak, en güzeI şehvet perdesidir.
Hz Osman demiş ki;
Doğru Alın, Doğru Verin.
Hz Ali demiş ki;
KaIp kör oIduktan sonra, gözIerin görmesinde hiçbir fayda yoktur. HaksızIık önünde eğiImeyiniz. Çünkü hakkınızIa beraber şerefinizi de kaybedersiniz. Ya söyIeyen, öğreten biIgin oI, ya dinIeyen beIIeyen öğrenci, üçüncüsü oIma.
 Bilmeliyiz ki,Din ,doğru inanç,,riyasız ibadet ve yüksek ahlak demektir.
Kendimizi ve haddimizi bilerek kendi kendimizi kandırmadan gaflete giden adımlar atmadan yaşamalıyız.
BİLAL GÜRER

23 Nisan 2016 Cumartesi

BU GÜN 23 NİSAN, CAHİL OLMAK ÇOK KÖTÜ BİR ŞEY;
Atatürk'demişti ki, "Ben çocuk bayramını, çocuklara hürmet edilmesini temin ve onların zaafından yararlanarak çok defa yapıldığı gibi onlara eziyet ve hayvan gibi muamele edilmesini önlemek için meydana getirdim. Bu tedbirim, milletin geleceğine bir saygı olarak görülmelidir"

Son yüz yılda,
Gezegenin dörtte üçünü tutsak etmiş, doymayan bir iştahla bu ülkelerin yer altı ve yer üstü kaynaklarını sömüren,insanlarını kendilerine kul eden,emeklerini yiyen sömürgeci medeniyetlere karşı mücadele etmek için çocuklarımıza ‘’milli duygularla,çağdaşlaşarak’’,hatalar yaptığında tarihin tekerrür edeceği öğretilmelidir,

Tarihimiz derslerle doludur,önemli olan çocuklarımızın bu dersleri anlamalarını ve tarihten doğru dersler alabilmelerini sağlamak,Gazi Mustafa Kemal gibi tehlikeleri göze alarak makus talihimizi yenmeleri için görevli oldukları çocuklarımıza öğretilmelidir,

Başımıza gelenler Öğretilmediği takdirde sömürgecilerin egemenliğine baş eğecekleri, direndiklerinde de her türlü ambargodan,silahlı saldırıya kadar,bütün imkanlarıyla emperyalistlerin kardeşi kardeşe düşürerek üstlerine gelecekleri millet olarak tarihten silinip yok olacağımız öğretilmelidir,

Bilmeliyiz ki;
Yüreğinde Vatan,insan sevgisi taşıyan bir kimse şefkatli ve merhametli olur.Yardım sever,yapıcı olur,varlık,bilgi ve mutluluk gibi herkeste bulunmayan iyi ve güzel şeyleri başkaları ile paylaşma yoluna gider,
Bayraksız olmamak için,
Ana ve babalar,ülkemizin ve çocuklarımızın geleceği için,
Aynı zaman da,olmak ya da olmamak savaşını kazanmayı şart olarak görmelisin, bilimin bütün hünerlerin baş tacı,bütün kapıların anahtarı olduğunu bilmelisin ve Atalarına layık olmak için, ’’bilim en yüksek dileğim,en önemli amacım,en sağlam tutanağım,en yüce kıblem demelisin.

BİLAL GÜRER

9 Nisan 2016 Cumartesi

İNSANCA YAŞAMAK İSTİYORSAK;
Kendini olağan dışı güç olarak görmeden,kalbini ve vicdanını paslı zincirlerle bağlamadan,senden de daha iyilerin olacağını düşünmelisin,
Devamlılık yanılgısına düşersen,başarılı olanların ve olacak olanların birbirine eklenerek devam etmesine engel olur,önlerini tıkar insanına zarar verir,millete öz güvenini yitirtirsin,
Bütün dünyanın kendi etraflarında döndüğünü düşünürsen ve peşine düştüğünüz makam,mevki ve nefsinizin isteklerinden vazgeçmezsen,seninle uğraşmasınlar başarılı olman için insanların arasına nifak tohumu eker, onları birbirine düşürür perişan edersin,
Maziyi unutma,açık fikirliliği destekle,çıkarılan ikiliklerden,birlik ve beraberliklerden,iyi ve kötü olan her şeyden ders al, ama dünü bırak, çünkü olanları,bitenleri geri döndüremezsin,
Gelecek için kafanı yorup durma,beş duyunu kaybetsen de aklınla gör,duy,tat,kokla,dokun ve aklınla boşa çıkacak hayaller kurma, çünkü,ne olacağını bilmediğin şeye hükmedemezsin,
Yaşadığın her anı saniye saniye,nefes,nefes ''kültürünle'' yaşa, dünyada olanları,bitenleri takip et ki ''maddi ve manevi''
olarak güçlene üzüntüler görmeyesin,
Ölümsüzlük yanılgısına düşme,İlkeli ol, değerlerini kimseye çiğnetme ki, her sohbetinden,her işinden faydalanılsın,kötü söz söylenecek iş yapmaktan kaç ki,zihinsel huzursuzluk görmeyesin,
Bu gerçekler doğrultusunda yaşar,kendi kendinize hesap sorup, iç muhasebe yapıp, kendinle empati yaparak konuşursan iyi şeyler yapmak için yaşaman gerektiğini fark edersin,
Huzursuzluk ve gerginliklere ağlıyoruz,içimiz yanıyor,birbirimizi ağlatan kim,yakan kim?biz,insan olarak bizler,birbirimizin ağıtlarını,acılarını kesmek için gelecek gün bugündür, yarın yoktur,insanın kurtuluş günü bugündür demelisin,
Güçlülerin menfaatleri için kendini kullandıran,insanım diyen, vatanına,milletine,kardeşine kurşun sıkan,kötülükler yapan zavallıları sen terbiye edip yöneteceksin,
Kendini tanıyıp,yanlışlıklarla mücadele edip,İnsan olduğunu unutmadan, senden ümit bekleyen insanların insanca yaşaması için mücadele edeceksin.
BİLAL GÜRER
Beğen
Yorum Yap

28 Mart 2016 Pazartesi

AĞLAMAMAK İÇİN BİR VE BERABER OLMALIYIZ

Tarih boyunca savaşların yaşattığı zorlukları, yoklukları, kıtlıkları, acıları gördüğü günlerde bile ''dayanışma'' ruhu ile gayrı milli saldırılara karşı ''birlik ve beraberlik'' ruhuyla düşmanına haddini bildiren ''Türk'';

 ''Yenilebilecek yemek varsa aç insana yedirmiş,
Giyilebilecek elbise varsa çıplak insana giydirmiştir.''

Asırlardır şeref ve itibarımızı korumak için şehit olan Mehmetçiğin anası, şehit olan oğlunun, şehidin evladı da babasının tertemiz yüzünü gözyaşları ile yıkamaya dün olduğu gibi bugün de devam ediyor.

Birliğimiz, beraberliğimiz, şerefimiz ile Vatanımızda bağımsız yaşamamız için canını feda eden şehitlerimize layık olabilmeliyiz.

Birlik ve beraberliğimiz için, insanımızın güçlü olmasını temin etmeliyiz.

Hiç kimse karşısındakini ötekileştirmeden, olduğu gibi kendinden kabul ederek değişmeye zorlamamalı, ikiyüzlülüğe mecbur kılmamalı, birlik, beraberlik ve güç birliği içerisinde herkesin birbiri ile dost olmasını sağlamalıyız. 

Kardeşliğin kalıcı olması için duygularımızın merkezine sevgi, saygı ve hoşgörüyü yerleştirip, gücümüzü azaltan öfke, hiddet, nefret ve kini yok ederek birbirimiz ile savaşmak, kavga etmek yerine ellerimizi hayırlı ve iyi işlerde yarıştırmak için tutmalıyız.

Dünya hayatını güzellikler içinde yaşamak için, yaşadığımız toplumda insanların yarınını, yararını düşünüp, ülkemizde ve yeryüzünde kargaşa, fitne ve bozgunculuk çıkaranların amacını iyi bilip, onlara karşı korkak, duyarsız ve tepkili olup mücadele ederek yaşamalıyız.

Yardımlaşma ve dayanışma ruhu ile aklın, bilimin ve hukukun hâkim olması için doğrunun doğruyla dayanışma içinde olması, iyilikten, doğruluktan ayrılmamak için çalışıp, gayret sarf etmesini bilerek  karşılaşılan zorlukları  ortadan kaldırmalıyız.

Başkalarının sırtına basarak yükselmek yerine, çalışarak, hak ederek kimlikli insan gibi insan olup, yeri geldiğinde ateşten gömlek giyip, kötülükleri gördüğümüzde gözümüzü kapatmadan haklının yanında olup haksızlığa karşı çıkmalıyız.

Toplumsal dayanışma, birlik ve beraberlik ruhu karşısına çıkan bütün zorlukları ortadan kaldırır. Bizler yönetenler ile yönetilenlerin kendi egolarını, koltuklarını korumak için  sevgi ve saygı kurallarını ihlal edip kendileri gibi düşünmeyenlere zarar verdiklerinde karşı çıkmalıyız.

Birlik ve beraberliği sağlamak için aileler, kurum ve kuruluşlar ahlaksız, vicdansız, faziletsiz, haysiyetsiz kimseleri bünyesinde barındırmamalı, bizler de milleti ayakta tutan bütün değerleri  korumak için  çaba harcamayı görev saymalıyız.

Birlik ve beraberliğimizi bozmak isteyenler, her gün yeni nifaklar, bozgunculuklar ortaya atmaktadır. Bir bütün olarak şahsi çıkar ve düşüncelerini bir kenara bırakarak, yalan, hile ve iftiralara aldanmadan namuslu, doğru ve iyilikler yaparak yaşamalıyız.

Düşmanlarımızın oyununu bozmak için;
-       'Atatürk'ün gençliğe hitabesini, 
-       Birinci Dünya savaşını ve İstiklal harbini,
-       Başımıza gelenlerin yine gelebileceğini,
Unutmadan, kin tutmadan, birlik ve beraberliğimizi korumalıyız,

Ve 
-       Refah ve barış için,
-       Huzur ve kalkınma için, 
-       Hukukun gerçekleşmesi için,
-       Kul hakkıyla ölmemek için,
-       Kalplerdeki kinlerin gitmesi için,
-       Dâhili ve harici düşmanlarımızın yaptıklarını unutmamak için,
Yaşamalı ve tarihte toplum düzenimizi, birlik ve beraberliğimizi bozmanın acılarını hatırdan çıkarmadan yaşamalıyız.

Ey Türk evladı, “Su uyur ama düşman uyumaz” sözünü yâdından çıkarma. Çıkarma ki, ağlamamak için bir ve beraber olma ruhu seni hep ayakta tutsun. Dağ gibi, taş gibi, sımsıkı…



BİLAL GÜRER

18 Mart 2016 Cuma

101 YIL ÖNCE KIŞLALAR DOLUP BOŞALIRKEN
101 yıl önce ne oldu?
İsterseniz yüreğinizden kopan bir parça gibi düşünün, isterseniz de kurgulanmış bir filmmiş gibi algılayın. Bu herkesin vicdani muhasebesiyle açacağı bir penceredir.
Evet, ne oldu 1915 yılının yalnızlığında?
Tarihimizi, asaletimizi ve karakterimizi kurtarmak için mi verdik hayat-memat mücadelesini, yoksa birileri sonradan inkâr etsin diye mi?
Çok acı da olsa, gerçekleri görmemiz gerekir.
Atalarımızın asırlarca akıl, bilim ve sanata sırtını döndüğünü, okumamanın, yazmamanın acı hakikatleri, sefaleti büyüttüğünü, devleti yöneten sorumluların temel meselelerden uzak, ülkenin içeriden ve dışarıdan çökertilmeye çalışıldığını bilmemiz gerekir…
Medeniyette güçlü bir devlet olamamanın, milleti yoksul, ülkeyi her alanda geri bıraktığını, asırlarca süren gaflet uykusundan gördüğümüz zararları, bugün uyanıp görmemiz gerekir…
Yönetenlerin görevlerini ihmal ettiğini, töreyi ihmal ettiğini, bu nedenle ekonomiden eğitime, sağlıktan adalete, ülkenin bütün meselelerine çözüm bulmak için politika üreteme de başarılı olamadığını anlamamız gerekir…
Asırlar önce atalarımız Rönesans ve reformu yapan ülkelerin, akıl ve bilimde yaptıklarının neticelerini seyredip, başımıza neler geleceğini düşünmeden yaşadığını, sömürgecilerin asırlar sonrasını düşünerek irili ufaklı sömürgeler elde etmek için çalıştığını, o dönemde batılıların sömürülecek her şeyin Osmanlı topraklarında olduğunu bilerek kilit ülke olarak Osmanlı devletini seçtiğini idrak etmemiz gerekir…
Emperyalist İngiliz, Fransız, Rusya ve İtalya’nın, sürekli borçlanarak, öz değerlerinden koparak, kendi kendisinden uzaklaşarak yaşama mücadelesi veren Osmanlı devletini paylaşmak için ittifak kurduğunu unutmamamız gerekir…
Asırlardır bir arada beraber yaşayan Osmanlı halkının milliyet ve din duyguları ayrılıkçı hareketleri emperyalist güçlerin besleyip, silahlandırıp, isyanlar çıkarttığını, her alanda bunalımları artırarak Osmanlı’yı teslim almaya çalıştığını hatırlamamız gerekir…
Düşünce bunalımı üretip, zihinleri bulandırıp, sorunları karmaşık bir hale sokarak, devletin ve toplumun içinden çürüyüp, gönül birliğinin bozulduğu felaketini yaydıklarını ve yaymaya devam ettiklerini artık anlamamız gerekir…
Ki;
Birkaç asırdır dünden bugüne ağırlaşarak birikmiş olan sorunlara Atatürk’ün ve Cumhuriyeti kuranların çözüm bulduğunu da bilelim. Ve ömrü vefa etmediği için gerçekleştirilemeyen idealler ve ülküler o dönem itibariyle kaldırıldığı rafta kalmasın...
Bütün bu sorunlara bugün kim ve nasıl çözüm bulacak sorusuna cevap bulmamız gerekir...
Ve biliyoruz ki, bütün bunları başarmak için “muhtaç olduğumuz güç, damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur.”.
Ey Türk evladı titre ve kendine dön. Dön ki, 101 yıl önce kışlaların boşuna dolup boşalmadığını gösterelim, kışlalardan boşalanlara rahmet okuyalım, dolduranları minnetle analım ve gelecek günlere umutla bakabilelim…
BİLAL GÜRER

10 Şubat 2016 Çarşamba

KARAKTER GELİŞMEMİŞSE TAHSİL İŞE YARAR MI?
                   
Aslında bu soru cevabı içinde olan bir sorudur. Diğer bir ifadeyle uçlu sorudur.

Geçmişe dönüp baktığımızda nice tahsil görmüş ama ‘’adam’’ olamamış insanların ülkenin maddi ve manevi kaynaklarını heba ettiklerini görürüz. Bunun sonucu olarak da, toplumun ve bireylerin rahatsızlığının, huzursuzluğunun her gün biraz daha arttığına şahit oluruz.

Güçlü bir toplum meydana getirmek için görev üstlenenlerin itibarlı, karakter sahibi, ahlaklı ‘’bilime, teknolojiye’’ önem veren, doğru ve iyi olan şeyleri yapabilecek, güçlü nesilleri hiç bir fedakârlıktan kaçınmadan yetiştirmelerinin şart olduğunu biliyoruz. Karakterli insan sayısını artıran toplumlarda insanların işlerini taviz vermeden en iyi şekilde yaptıklarını, ilkeleri ile menfaatleri çatıştığında beyni ve kalbi temiz olduğu için büyüklük göstererek ‘’menfaatçilik’’ egosuna hayır dediklerini ve böylece ilkeleri ile büyüdükleri görülmektedir.

Başarılı olmak için karaktersizleşen, onurunu satanların yanında,  başarısız olduğunda ahlaken fakirleşip, karakterinden  ödün veren, özünü, sözünü, içini, dışını bozan ‘’dağı görüp tavşan, denizi görüp balık olanlara’’da  çokça rastlıyoruz.

Karakter eğitimi ve tahsilin;
 İyiyi sevmeyi, iyiye ulaşmayı, kendine ve topluma karşı olan önemli sorumlulukları yerine getirmeyi, aşağılık kompleksine hayatında yer vermeme bilincini ve herkesin kaderinin kendi elinde olduğu bilincini öğrettiğini  anlıyoruz.

Tahsil ise tekil olarak;
Söz verip vermemeyi, verdiği sözü tutup tutmamayı, güler yüzlü, yardımsever  olup olmamayı, başkalarının kendimiz hakkında olumlu düşünmesi için gayret sarf edip etmeme isteğini öğretmez. İnsan olarak dener, yanılır, acı çeker iyi ya da kötü karakterli oluruz…

Bu kapsamda bazı sorularla kendimizi test edebilmeliyiz;
Kendi karakterimizi inşa ederken sözüne güvenilen, dürüst, adil, yüreği sevgi ve saygı dolu karakteri güçlü, kişiliği oturmuş, makul ve mantıklı düşünen, unutulacağını bilse de iyilik yapmak için elimizden geleni yapabiliyor muyuz?
Kişilikli insan olup, büyük düşünüp daha iyi şeyler yapmak için sağlıklı kararlar alıp, güçlü olabilmeyi, yaşama yön verebilmeyi, ülkemizi ve dünyayı insanca yaşanabilir yapabilmeyi, asırlardır yapılanları bir gecede yakıp, yıkıp yok etmenin aşağılık bir davranış ve  küçük düşünme olduğunu görebiliyor muyuz?

Aslında bunlar mutlu bir topluma ulaşmanın yollarıdır. Yeter ki o yolları yürümesini bilelim. Karakterli insan olduğumuz zaman, eleştirilerden korkmayız, suç işlemeyiz, hüznü, acıyı paylaşmasını biliriz, mahalleyi, komşuyu var sayar, sokakta karşılaştığımız insanlarımızla selamlaşır ve böylece o yolları daha sağlam kılarız.

Başkalarının derdini kendi derdimiz bilerek, değerlerimizi ve insanlarımızı yok etek yerine vicdanlı olup adaleti yerine getirmek için yaşamalıyız. İşte o zaman herkes kendi ölçeğinde “karakter gelişmemişse tahsil işe yarar mı” sorusuna yukarıda vurguladığım çerçevede bir cevap bulur.


Bilal GÜRER